ARICILIK > Genel Konular

ARICILIKTA GENETİK KAYNAKLARIN KORUNMASININ ÖNEMİ VE ARICININ YAPMASI GEREKENLER

(1/4) > >>

Murat Çakır:
2008 TAYEK HAYVANCILIK BİLDİRİLERİ'nden bir bölüm, genetik kaynakların korunması ve arıcıların yapması gerekenleri güzel özetliyor. Bildirinin ilgili bölümünü aşağıya kopyalıyorum.

Dünyanın hemen her yöresinde mevcut gen kaynakları bilim ve teknolojide ileri ülkeler tarafından belirlenerek kendi kullanım olanakları için stoklanmakta ve bu konuda geri kalmış ülkeler ise bu son derece değerli ve kendi koşulları için en uygun genetik stokları hızla tüketmektedirler. Bunun sonucunda kendi gen kaynaklarını koruyamayan bu ülkeler yakın bir zamanda bütün alanlarda üretim yapabilmek için diğer ülkelere bağımlı hale geleceklerdir. Dünya arıcılığının belki de en zengin gen kaynaklarını oluşturan ülke arılarımızın bütün yörelerdeki farklı ekotiplerinin korunması ve bunların ıslah edilerek üreticilere dağıtılması başlıca amaç ve görev olarak kabul edilmeli ve böylelikle yöresel üreticilerin farklı ırk ve ekotiplere yönelmeleri önlenmelidir.

Makro düzeyde ülke politikası olarak yapılması gereken bu çalışmalara ek olarak üreticiler de mevcut populasyonları içerisinde; istenilen özelliklere sahip kolonilere döl verme şansı vermeli, istemediği özelliklere sahip kolonilerin ana arılarını yenilemelidir. İlki seleksiyon, ikincisi de ayıklama olarak adlandırılan bu çalışma kendi populasyonu içerisine istenilen özellikleri taşıyan genetik yapıdaki bireylerin oranını yükseltecektir. Üretici düzeyinde yapılabilecek en basit ıslah çalışması olan ve "Gen Havuzu Yetiştirme Sistemi (Morris, 1981)" denilen bu uygulama sonucunda birkaç generasyon sonra bütün kolonilerin istenilen özelliklere sahip olduğunu görecektir. Sistemin etkisini artırmak ve hedefe hızlı bir şekilde ulaşmak için generasyonlar arası süreyi azaltmak amacıyla her yıl ana arılar yenilenmelidir. Bu uygulama aynı zamanda oğul vermeyi de azaltacaktır.

zeusfaber:
BU KONU BENİM İÇİN ve ARICILARIMIZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ


Konuya meraklı olanlar;

http://www.uludagaricilik.org.tr/dergi/2008/2008-2/balarisi.pdf

adresindeki Dr. Devrim OSKAY'ın yazısını ve aşağıdaki yazıyı okumak isteyebilirler.



--- Alıntı yapılan: Prof.Dr. Muhsin Doğaroğlu ve Ş.Ömür UYGUR ---

TÜRKİYE BALARISI EKOTİPLERİNİN TÜRKİYE ARICILIĞI AÇISINDAN ÖNEMİ


                            
Muhsin DOĞAROĞLU                                                  Ş. Ömür UYGUR
Trakya Üniversitesi  Tekirdağ Ziraat Fakültesi              Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü
           Emekli Öğretim Üyesi                                         P.K. 9  35661  Menemen-İzmir



GİRİŞ

Ürünlerinin insan yaşamı ve sağlığı açısından önemi ve bitkisel üretime olağanüstü katkısı nedeniyle hemen hemen bütün dünyada  binlerce yıldan beri yetiştiriciliği yapılan bal arısının (Apis mellifera L.) ülkemizde de de en azından M.Ö. 1300 yıllarından beri yetiştirildiği kanıtlanmış bulunmaktadır (Erkahyalar, 2002). Uzun geçmişe dayalı bu deneyim ile birlikte yedi iklim bölgesine sahip ülkemizin koşulları bir yandan farklı ırkların oluşumunu öte yandan da bu ırklar içerisinde farlı ekolojilere uyum sağlamış ekotiplerin farlılaşmasını da sağlamıştır. Bu farklılaşmada coğrafik olarak birbirine çok yakın olduğu halde birbirinden tamamen farklı iklimsel koşullara sahip bölgelerin bulunuşu, floral kaynaklar bakımından çeşitliliğin ve endemik bitkilerin zenginliği, yöresel koşullara uygun farklı yönetim teknikleri önemli rol oynamaktadır.
Anadolu, eski dünya olarak adlandırılan ve bal arısının ana yurdu olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika ana karalarının merkezinde olması nedeniyle ırlar arasında bir geçit ve bağlantı niteliğindedir. Bu yönü ile etrafını çevreleyen ırklar ile sürekli etkileşim içerisinde olmuştur. Ülke arılarımızın belirlenmesi ve sınıflandırılması yönünde ilk çalışma Buttel-Reepen tarafından Ege ve Marmara Bölgesi arılarında yapılmış bu bölgedeki arıların Yunan arısı (A.m. cecropia), Suriye arısı (A.m.syriaca) ve Kıbrıs arısının (A. m. cyprica) melezleri olduğu ileri sürülmüştür (Bodenheimer, 1942). Güney ve batı anadolu arılarının bu ırklardan etkilendiği bu bildirişle iddia edilirken son zamanlarda Trakya bölgesi arıları üzerinde yapılan bazı genetik çalışmalar bu arıların Karniyol denilebilecek kadar Karniyol arısına akraba olduğunu ve bu ırkla % 86 dolayında ortak genetik özellikleri bulunduğunu göstermiştir (Smith, 2002). Bu bulgular doğrultusunda yöresel bütün arılarımızın komşu durumundaki arılarla akraba olduklarını söylemek olasıdır. Bu durum karşılılı ilişkiler içerisinde farklı konumlarda farklı ırk ve ekotiplerin bulunuşunun da açıklaması niteliğindedir. Bu görüşe bir başka dayanak da Bodenheimer’in (1942) Kafkas arısının alt geçit bölgesi olarak adlandırdığı Doğu anadoluda A.m. remipes’ in oluştuğundan söz etmesi gösterilebilir. Bodenheimer çalışmasında ayrıca Anadolu’da farklı tipte arıların bulunduğu 6 bölge saptamıştır. Bu arıları; Kuzeydoğu’da Dağ Kafkas arısı (A.m. caucasica Gorb.), Elazığ yöresinde Sarı Trans-kafkas arısı (a.m. remipes), Orta Anadolu’da A.m remipes’e çok benzeyen Orta Anadolu arısı, İtalyan ve Suriye arıları arasında değişim gösteren Batı-Anadolu arıları, geriye kalan tipleri de Anadolu arısı ile Kafkas, Sarı Trans ve Suriye arılarının ara formları olarak sınıflandırmıştır.
   Bu son derece etkin ilişkiler çerçevesinde ve son yıllardaki hızlı göçer arıcılık baskısı altında ülke arılarının yapay sınırlarla birbirinden farklı genotipik gruplara ayrılması olası değildir. Bu nedenle ülke arılarının tamamını Anadolu arısı olarak nitelendirmek ülke arılarının tek bir çatı altında toplanmasına neden olacak ve sorunun önemli ölçüde çözümlenmesine yardımcı olacaktır. Bu tanımlamanın orijinin anadolu olması nedeniyle Ruttner (1988) tarafından da yapılmış olması bir anlamda ülkemiz arılarının kimlik tartışmalarında avantaj sağlayacaktır. Bodenheimer (1942), Maa (1953), Adam (1983) gibi  birçok yabancı bilim adamı da bu tanımı kullanmakta hiçbir sakınca görmemiştir.
   Böylece Türkiye’de bulunan bütün arılar için Anadolu arısı ve farklı bölgelere uyum sağlamış tiplerine de ekotip denilmesi daha uygun olacaktır. Ülkemize birkaç kez gelen ünlü arı ıslahçısı Br. Adam (1983)’ da Anadolu arısını değerli bir ırk olarak tanımlarken ülkemizde bu ırkın bir çok alt ırkının bulunduğundan söz etmekte ve bu görüşü doğrular nitelikte tanımlamalar yapmaktadır.

   
   ÜLKEMİZDEKİ ÖNEMLİ IRK VE EKOTİPLER

   Ülkemizde yapılan çalışmalarda yaygın olarak Anadolu, Kafkas ve Suriye ırklarından söz edilmektedir. Bu ırklardan Kafkas arısının Kuzeydoğu Anadolu’da, Suriye arısının ise Güneydoğu Anadolu’da bulunduğundan söz edilmektedir. Ülkenin kalan geniş alanında bulunan arılar ise Anadolu arısı olarak nitelendirilmektedir. Anadolu arısı için işaret edilen alanın çok geniş olması ve bu alanda oldukça farklı ekolojik koşulların bulunuşu nedeniyle birbirinden oldukça farklı ekotiplerin bulunuşu olağandır. Bu bölgede gerek coğrafik olarak birbirinden oldukça uzak olması ve gerekse fizyolojik olarak tamamen farklı özelliklere sahip olması nedeniyle Doğaroğlu (1981) tarafından ilk kez Kuzeybatı yöresi arıları Trakya ekotipi olarak, Güneybatı arıları da Muğla ekotipi olarak tanımlanmıştır.
   Anadolu arısı ülkemizde henüz hiçbir ıslah çalışması ile genetik yapısı iyileştirilmediği halde genel olarak hastalıklara ve kuraklığa dayanıklı bir arı ırkı olarak bilinmektedir. En büyük özelliği düşük bal tüketimi ile kış koşullarına dayanabildiği gibi yazın kurak koşullarında dahi kıt kanaat oluşturduğu balı biriktirebilme özelliğine sahip verimli bir arı ırkıdır (Adam, 1983; Ruttner, 1988 ). Bu özellikler Anadolu arısının ABD ve İngiltere’ye ıslah amacıyla götürülmelerinin nedenleridir. Br. Adam tarafından 1950’li yıllarda özellikle Karadeniz bölgesinden İngiltere’ye damızlık olarak götürülen Anadolu arıları Buckfastleihg manastırı arılığında ıslah edilerek dünyanın en değerli ırklardan birisi olarak kabul edilen Buckfast arısı elde edilmiştir. Farklı bir orijinde ıslah edildiği halde bu denli yüksek performans gösterebilen arı ırk ve ekotiplerimizin kendi ana yurtlarında ıslah edilmeleri durumunda çok daha üstün performans gösterecekleri kesindir.
   Ülkemizin farklı ekolojik özelliklere sahip kuzeybatı ve güneybatı bölgelerinde Anadolu arısının bu koşullara uygun Trakya ve Muğla ekotiplerini meydana get,rmiş olması Anadolu arısının farklı çevresel koşullara kolaylıkla uyum gösterebilme yeteneğinin de bir kanıtı niteliğindedir. Trakya bölgesi arılarının farklılaşması yörenin değişken iklim özelliklerine uyum sağlamasından, Muğla yöresi arılarının farklılaşması ise asıl bal mevsiminin sonbaharda çam balı üretim dönemine denk gelmesinden kaynaklanmıştır. Her iki ekotip bu koşullara çok mükemmel bir uyum içerisine girmişlerdir.
   Trakya ekotipinin en büyük özelliği sakin olması, ilkbaharda çok hızlı gelişmesi, düşük populasyon düzeyleri ile kışı geçirebilmesi, hijyenik davranışının mükemmel oluşu nedeniyle hastalık ve zararlılarla savaşım avantajı ve Trakya gibi son derece hızlı değişen iklim koşullarına uyum yeteneğidir. Birçok özelliği Karniyol arısına benzeyen bu arının henüz ıslah edilmeden bu düzeyde performans göstermesi ıslah çalışmaları ile ne denli genetik ilerleme sağlanabileceğinin göstergesidir. Bu ekotipin ıslah materyali olarak saklanması bir yandan ülkemiz gen kaynaklarının korunması, öte yandan da gelecekte yapılacak ıslah çalışmalarının kaynağı olarak korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla Trakya Bölgesi’nde bu ekotipin izolasyonu ve ıslah çalışmaları başlatılmış olup büyük bir olasılıkla bu çalışmalar sonucu farklı bir ırkın dünya arıcılığına kazandırılması sağlanmış olacaktır.
Muğla arısı ise ülkenin başka hiçbir bölgesinde görülmeyen ve asıl nektar akımının sonbahara uzandığı dönemde bal üretmek üzere adapte olmuş ve çam balını esas üretim zamanı olarak belirlemiştir. Ülkenin oldukça farklı yörelerinde yapılan çalışmalarda üstün performans göstermesi bulunduğu koşullara uyum sağlama yeteneğinin oldukça iyi olduğunu göstermektedir. (Doğaroğlu ve Ark., 1992;  Doğaroğlu ve Yücel, 2005; Doğaroğlu, 2007). Belirtilen özellikleri nedeniyle Muğla arısının araştırılarak hangi ırklarla ne derece akraba olduğunun veya kendi başına bağımsız bir ırk olup olmadığının aydınlatılması gerekmektedir.
Günümüzde Muğla arısının üstün verim özellikleri yanında hırçınlığından da söz edilmektedir. Oysa hırçınlık başta Muğla arısı olmak üzere Anadolu arısının bir bölümünde söz konusudur. Bu özelliğin nereden geldiğini arıcılığın yarım asırlık geçmişinde görmek olasıdır. Anadolu arıları ilkel kovanlarda petekleri yapma şekline göre iki farklı gruba ayrılmaktadır.  Halk dilinde petekleri kovan boyunca uzun yapan arılara “Kılıç”, enine küçük yapanlara ise “Kalkan” adı verilmektedir. Gelecek kuşaklara da kalıtsal olarak geçen bu özellik melez döllerde de çapraz petek örme şeklinde görülmekte ve bu şekilde petek ören arılara ise “Kartal Kanat” denilmektedir.  Anadolu arılarının petek örme biçimi ile verim ve davranışları arasında da doğrusal bir ilişki bulunmaktadır. Kılıç arıların tamamının mutlaka saldırgan olmalarına karşılık kalkan arılar son derece uysaldır. Ayrıca kılıçların verim düzeyi genelde kalkan arılara oranla daha yüksek olduğu iddia edilmektedir. Bu durum modern kovanlarda çerçeve pozisyonunun kılıç arıların petekleri gibi girişe dikey konumda olmasından ve bu yapıya alışık olan kılıç arılara avantaj sağlamasından kaynaklanmış olabilir. Anadolu arısının kolaylıkla belirlenen bu özelliği sayesinde korrelason katsayısı yüksek karakterler bakımından seleksiyon kolaylığı da bulunmaktadır.

   ÜLKE ARICILIĞI AÇISINDAN MEVCUT IRK VE EKOTİPLERİMİZİN ÖNEMİ VE ISLAH ÇALIŞMALARINDA DEĞERLENDİRİLME OLANAKLARI

   Ülkemizde gen kaynağı olarak oldukça zengin bir potansiyel olduğu ve özellikle her iklim koşuluna uygun ekotiplerin bulunuşu ülkemiz arıcıları için bir genetik hazine niteliğindedir. Çoğu arıcı bu gerçeği göremeyip sürekli olarak daha verimli ırklar için çeşitli bölgelerden arı edinme uğraşısı içerisine girmektedir. Oysa bir arıcı için en değerli ırk veya ekotip kendi bölgesi koşullarına uyum sağlamış genotiplerdir. Farklı koşullara uyum sağlamış ırk veya ekotiplerle yapılacak ısrarlı çalışmalar çoğu kez başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Bunun esas nedeni de böceklerin canlılar alemi içerisinde farklı koşullara en zor uyum gösteren canlıların başında yer almalarıdır. (Doğaroğlu, 1999).  
Doğaroğlu (1981) Çukurova koşullarında farklı ırklar ile yaptığı karşılaştırmalı performans belirleme çalışmasında Kafkas olarak bilinen kuzey koşullarının ekotipinin erken baharı oldukça sıcak bulduğu için olağanüstü bir gelişme göstererek çok yüksek populasyon düzeyine çıktığını ve oldukça başarılı olduğu sanılırken 40 °C dolayında Ağustos sıcakları sırasında populasyonunu 3-4 çerçeve düzeyine indirerek kışlama pozisyonuna girdiğini , oysa bu dönemden sonra diğer ekotiplerin kış populasyonunu oluşturmak üzere yoğun bir çalışma temposu içersine girdiğini  bildirmiştir. Ancak bu durumda melezleme ile her iki ekotipten daha verimli bir genotip elde etme fikri akla gelebilir. Bu durumda unutulmaması gereken en önemli nokta böceklerin karmaşık genetik yapıları nedeniyle melezlemeda her zaman olumlu sonuçlar alınamadığı gibi bazen istenmeyecek kadar kötü sonuçların elde edilebileceğidir. Böyle bir çalışma Brezilya’da yaşanmış ve bugün filmlere konu olmuş katil arılar elde edilmiştir. Ancak melezleme bilinçli olarak hatlar arasında yapılırsa bir yandan ırkların saflığı korunurken öte yandan hatlar arası üstün melez döller elde etme olasılığı artar. Bu döllere uygulanan performans testi sonucu  istenilen genetik kombinasyonlar elde edilince bu kombinasyonu veren hatlar arasından aynı melezleme programı uygulanarak üstün damızlık bireyler üretilmiş olur. Bugün ABD’de yürütülen ticari hibrit yetiştiriciliğinin de esası bu tip çalışmalara dayanmaktadır. Ancak bu tip çalışmaların üretici koşullarında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Üreticilerin yapacağı en uygun uygulama kendi yöresinin arısını kullanmak ve her yıl istenmeyen düzeydeki kolonilerin analarını ve erkeklerini öldürmektir (Doğaroğlu, 1999).

SONUÇ

   Dünyanın hemen her yöresinde mevcut gen kaynakları bilim ve teknolojide ileri ülkeler tarafından belirlenerek kendi kullanım olanakları için stoklanmakta ve bu konuda geri kalmış ülkeler ise bu son derece değerli ve kendi koşulları için en uygun genetik stokları hızla tüketmektedirler. Bunun sonucunda kendi gen kaynaklarını korumayan bu ülkeler yakın bir zamanda bütün alanlarda üretim yapabilmek için diğer ülkelere bağımlı hale geleceklerdir. Dünya arıcılığının belki de en zengin gen kaynakalarını oluşturan ülke arılarımızın bütün yörelerdeki farklı ekotiplerinin korunması ve bunların ıslah edilerek üreticilere dağıtılması başlıca amaç ve görev olarak kabul edilmeli ve böylelikle yöresel üreticilerin farklı ırk ve ekotiplere yönelmeleri önlenmelidir.

Makro düzeyde ülke politikası olarak yapılması gereken bu çalışmalara ek olarak üreticiler de mevcut populasyonları içerisinde; istenilen özelliklere sahip kolonilere döl verme şansı vermeli, istemediği özelliklere sahip kolonilerin an arılarını yenilemelidir. İlki seleksiyon, ikincisi de ayıklama olarak adlandırılan bu çalışma kendi populasyonu içerisine istenilen özellikleri taşıyan genetik yapıdaki bireylerin oranı yükselecektir. Üretici düzeyinde yapılabilecek en basit ıslah çalışması olan ve “ Gen havuzu yetiştirme sistemi (Morris,1981)” denilen bu uygulama sonucunda birkaç generasyon sonra bütün kolonilerin istenilen özelliklere sahip olduğunu görecektir. Sistemin etkisini artırmak ve hedefe hızlı bir şekilde ulaşmak için generasyonlar arası süreyi azaltmak amacıyla her yıl ana arıları yenilemelidir. Bu uygulama aynı zamanda oğul vermeyi de azalltacaktır.
   

YARARLANILAN KAYNAKLAR

ADAM,B.1983. In Search of the Best Strains of Bees. Northern Bee Boks, Hebden Bridge,
WestYorkshire, U.K. 206 pp.
BODENHEIMER,F.S.1942. Türkiye’de  Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler. Ankara Mrk. Zir.
Müc. Ens. Numune Matbaası. İstanbul.179 S.
DOĞAROĞLU, M., 1981. Türkiye’de Yetiştirilen Önemli Arı Irk ve Tiplerinin ″Çukurova Bölgesi”
Koşullarında Performanslarının Karşılaştırılması. Doktora Tezi. Ç. Ü. Fen Bilimleri Ens.
Adana.
DOĞAROĞLU, M., 1999. Modern Arıcılık Teknikleri. Anadolu Matbaa.2. İstanbul. 296 pp.
DOĞAROĞLU,M., 2007. Çiçekten Sofraya Balın Öyküsü. Yapı Kredi Yayınları. Yayın No : 2593.
İstanbul.207 pp.
DOĞAROĞLU,M.;PEKEL,E.1982. Türkiye’de Yetiştirilen Önemli Arı Irk ve Tiplerinin “Çukurova
Bölgesi” Koşullarında Performanslarının Karşılaştırılması. Ç.Ü.Zir. Fak. Yıllığı, 13(3–4):46–
60
DOĞAROĞLU,M.;ÖZDER,M.;POLAT,C.1992. Türkiye’deki Önemli Bal Arısı (Apis mellifera L.)
Irk ve Ekotiplerinin Trakya Koşullarında Performanslarının Karşılaştırılması. Tr. J. Of Vet.
And Animal Sci.16; 403-414.
DOĞAROĞLU,M.;YÜCEL,B.2005. Comparison of The Performances of Important Honey Bee
(Apis mellifera L.) Races and Ecotypes in Different Regions of Turkey. Apimondia
Beekeeping Congress.21–25.August.2005. Dublin, Ireland.
ERKAHYALAR,.E., 2002. Ege Bölgesi Bal Arısı (Apis mellifera L.)  Populasyonlarında Protein
Polimorfizmi. Yüksek Lisans Tezi. E. Ü. Fen Bil. Ens. Bornova. İzmir.
GENÇER,H.;V.FIRATLI,Ç.1999. Orta Anadolu Ekotipleri (A.m.anatoliaca) ve Kafkas Irkı (A.m.
caucasica) Bal Arılarının Morfolojik Özellikleri.Tr. J.Vet.Anim. Sci. 23 Ek Sayı: 1, 107-113.
GÜLER, A., 2006. Bal Arısı (Apis mellifera). Ondokuz Mayıs Üniversitesi. Ziraat fakültesi. Ders
Kitabı. No. 55. Samsun.
GÜLER,A.KAFTANOĞLU,O.1999a. Türkiye’deki Önemli Bal Arısı (Apis mellifera L.) Irk ve
Ekotiplerinin Morfolojik Özellikleri-I-II.Tr.J.Vet.Anim.Sci. Ek Sayı ; 3,565-575.
GÜREL, F., 1995. Kimi Ana Arı Üretim İşletmelerindeki Arıların (Apis mellifera L.) Morfolojik
Özellikleri ve Bunlardan Hibrid Ebeveyni Hatları Geliştirme Olanakları. Doktora Tezi. Ankara
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. (Yayınlanmamış).
KENCE,A.2006. Türkiye Bal Arılarında Genetik Çeşitlilik Ve Korunmasının Önemi. Uludağ Arıcılık
Dergisi.6(1):25-32
MAA, T. , 1953. An inquiry into the systematics of the Tribus Apidini or honey bees (Hym). Treubia,
21(3): 525-640.
MORRIS.H.1981. The Gene-Pool Breeding System. Am. Bee j. (11) 794-796.
RUTTNER,1975. Races of Bees. The Hive and the Honey Bee. Dadant and Sons. Hamilton. ILL. 740
pp: 19-38.
RUTTNER, F. 1988. Biogeography and Taxonomy of Honey Bees.Springer-Verlag.
Berlin,Heidelberg. 284 pp.
SMITH,D.R.2002. Genetic Diversity in Turkey Honey Bees. Uludağ Arıcılık Dergisi. 2(3)10-17.

--- Alıntı sonu ---

HÜSEYİN AVNİ ÖZCAN:
Murat ve hakan abiler elinize kolunuza sağlık bu gerçekten bizim gibi dar alanda amotörce arıcılık yapanlar için önemli nedenmi hiç bir profösyenel bu konuya değinmez ayrıca bu forumda tartıldığı için forum dışındanda tıklanabildiği için.saygılarımla.

Gürsel Ceylan:

  Sayın Murat Çakır bey, arı ırkları arasında uçuş özellikleri farkı varmı ?
 

Murat Çakır:
O konuyla ilgili net bir bilgim yok. Irklar içinde uçuş özellikleri en farklı olanı afrika arıları. Avrupa ve Asya ırkları oğul verme yöntemiyle çoğaldıkları zaman yılda en fazla 5 km yayılabiliyor. Yani kovandan çıkan oğul en fazla 5 km ötedeki yuvaya gidebiliyor.

Fakat Afrika arılarının çok uzun mesafelere uçtukları, yılda 70 km hızla yayıldıkları söyleniyor.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git