Gönderen Konu: Her geçen gün hatıra bırakır.Arı ve ürünleri nimet.Amma; şüphe var elbet.  (Okunma sayısı 4870 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 76
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  Her şeyde olduğu gibi;bol tüketimi kamçılamak için dertler çoğaltılmakta.Hayatın sadeliği ve tabiiliği habire çomaklanmakta.Üretiliyor, arkasından aman haa.
  Kusura bakmayın konumuz gereği ben eve raf balı aldırmıyorum.Sebze meyve bile defalarca yıkanıyor.Sirke uygulanıyor.Sudanda şüphelenmeyiz inşallah.İnsanlar işin hakkını vermedikçe şüpheler devam edecek.Çocukluğumuzda böyle karmaşa yoktu.Al kolunda tozunu sil ye.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""

Çevrimdışı Murat Çakır

  • Murat Çakır
  • Administrator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3962
  • Yer: İstanbul
    Yaş: 53
    • www.beyazkovan.com
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 20
  • Rakım: 63
Nüfusun artması ve kentlileşmesi, modern hayatın yaygınlaşması ve tüketim toplumu alışkanlıkları, fast food denilen ayak üstü beslenme, gıdada farklı sorunlara neden oluyor.

Çok büyük miktarlarda üretim, fabrikasyon imalat, gıdanın büyük dağıtım depolarında uzun süre depolanmak zorunda kalması, ister istemez doğallığından uzaklaşmasına neden oluyor.

Düşünün, bahçenizden, tarlanızdan kurutmak amacıyla ve kışlık ihtiyacınız için 30 kg fasulye hasat ettiniz.

Bu fasulyeyi kendi ev imkanlarınızda kurtlandırmadan, böceklendirmeden, küflendirmeden, kimyasal bir uygulamaya gerek kalmadan, koruyabilirsiniz.

Ama bir zincir mağazanın ana deposunda 300 ton kurufasulye varsa işin rengi değişiyor. Kurtlandırmadan, böceklendirmeden depolayabilmek için kimyasal uygulamak zorunda.

Evinizde pişirdiğiniz 1 tencere yemeği en fazla 3-4 içinde tüketirsiniz. Bozulmayı önlemek için içine koruyucu herhangi bir madde katmanıza gerek kalmaz.

Ama market raflarında belki 1 sene bekleyen gıda maddelerinin bozulmasını önlemek için içine mikroorganizmaların yaşamasını önleyen maddeler katmak zorundasınız.

Büyük miktarlarda kitlesel üretim ve kitlesel tüketim en büyük handikapımız.

Amerikadaki küçük çiftçilerin oluşturduğu organizasyonun bir sitesi vardı. Linkini kaydetmemişim.

Sitede organizasyona dahil olan küçük çiftliklerin adresleri var ve tüketicilere gıdalarınızı size en yakın küçük çiftlikten alın önerisi yapılıyor.

Sitede bir takım veriler yayınlanmıştı ve okuduğunuzda hayretler içinde kalıyordunuz.

Örneğin 10 bin büyük baş hayvanlık devasa bir çiftliğin çevreye verdiği zarar, orta büyüklükteki bir fabrikanın verdiği zarardan çok daha fazla.

Aklımda kaldığı kadarıyla büyük çiftliklerin neden olduğu sıkıntıları yazıyorum:

- Büyükbaş hayvanların sindirim esnasında ve gübrelerinden havaya karışan metan gazının oluşturduğu hava kirliliğini okuyunca şaşırıyorsunuz.

- Çok büyük çiftlikler çevrelerindeki binlerce dönüm araziyi yem bitkileri ekilebilir alanlara dönüştürüyorlar. Binlerce dönüm arazide aynı tür bitkinin ekilmesi hem ekolojik bitki dengesini bozuyor hem de toprakaltı ve toprak üstü canlı yaşama büyük darbe vuruyor. Bir nevi insan eliyle oluşturulmuş yeşil bir çöl meydana çıkıyor.

- Binlerce hayvanı beslemek için gereken binlerce ton yemin bozulmasını önlemek için bir çok kimyasal katkı yapılıyor.

- Aşırı hayvan nüfusundan doğabilecek salgın hastalıkları önlemek için sürekli ilaçlı mücadele yapılıyor.

Sonuç itibariyle küçük bir çiftlikte yetişmiş olan bir hayvan ile büyük devasa bir çiftlikte yetişmiş bir hayvanın yediği içtiği, tükettiği aynı olmuyor.

Eti de aynı olmuyor.

Gıdanın sanayileşmesi, gıda koruyucuları, kimyasal içerikli katkı maddeleri toplumların sağlıkları üzerinde ciddi riskler oluşturuyor.

Önümüzdeki yıllarda bu risklerin sonuçlarının ortaya çıkmaya başlayacağı, insanların tablonun dehşetini gördükten sonra, kendi gıdalarını kendileri üretme yolları arayacakları tahmininde bulunuluyor.

Batılı ülkelerde sıkça gördüğümüz, balkon, teras bahçeler belki de bu gelişimin öncüleridir.

Biz henüz yüzde yüz tüketim toplumuna dönüşemediğimiz ve modernleşemediğimiz için, dehşete tanık olmadık.

Çevrimdışı zeusfaber

  • ÇOK İŞ VAR ÇOOOKKK...
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 814
  • Yer: İstanbul-Silivri
    Yaş: 42
  • Hakan TURAN - Ziraat Yüksek Mühendisi
    • Kolay Arıcılık
  • Arıcılık Şekli: Meraklı
  • Arıcılık Tecrübesi: 15-20 yıl
  • Kovan Sayısı: 225
  • Rakım: 102
Aklımda kaldığı kadarıyla büyük çiftliklerin neden olduğu sıkıntıları yazıyorum:

- Büyükbaş hayvanların sindirim esnasında ve gübrelerinden havaya karışan metan gazının oluşturduğu hava kirliliğini okuyunca şaşırıyorsunuz.

Aslında bu konuyu okulda çok defa tartışmışlığımız var. Hatta yüksek lisansa girerken mülakat sorumdu. Olaya bir de şu açıdan bakın. Eskiden yer yüzünde evcilleştirme yokken veya doğaya bu kadar zarar vermemişken kaş tane hayvan vardı, şu anda evcil kaç tane hayvan var?

Diğer maddelere ise hak veriyorum.
Kişisel Arıcılık Bloğum
http://kolayaricilik.blogspot.com/

Çevrimdışı Murat Çakır

  • Murat Çakır
  • Administrator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3962
  • Yer: İstanbul
    Yaş: 53
    • www.beyazkovan.com
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 20
  • Rakım: 63
Tabi bu işin teknik ayrıntısını ben çok bilmiyorum.

Devasa büyüklükteki çiftliklerin yaptığı olumsuz etkileri bu şekilde anlatılıyordu.

Küçük çiftliklerdeki üretimin daha doğal olduğu savunuluyordu.

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 76
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
 Sayın Çakır;
Verdiğiniz detaylı bilgi için teşekkür ederim.O lingide koysaydınız görürdük.Memlekete, insanlarımıza sahip çıkılmalı.Hazır çorbaya bile yanaşamıyorum.Kendi pişirdiğim bin kat iyi.Gençler üşenmemeli,işten zevk almalı.Cehennemi bilmek için illa cehennememi girmek gerek.Geleceğimiz bugünden önemli derim.Sağ olun kardeşim.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""

Çevrimdışı Murat Çakır

  • Murat Çakır
  • Administrator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3962
  • Yer: İstanbul
    Yaş: 53
    • www.beyazkovan.com
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 20
  • Rakım: 63
Sayın Hatkobi,

İnternette gezinirken çok şeylere rastlıyoruz fakat hepsini bir yere kaydetme imkanı olmuyor.

Bazen de kaydediyoruz ama notlarımızı kaybediyoruz.

Site mantığı gayet basit işliyordu.

Küçük çiftçilerin oluşturduğu bir organizasyon var. O organizasyona üye olunca siteye de üye olup açık adresinizi, ürettiğiniz şeyleri ve çiftliğinizin resmini koyuyorsunuz.

Küçük çiftliklerden alışveriş yapmak isteyen, sebzeyi meyveyi dalından koparmak isteyen tüketici sitede aratarak kendine en yakın çiftçiyi buluyor.

Tabi devasa paraların döndüğü sektörler büyük bir kamuoyu oluşturma gücü de elde ediyorlar.

Biliyorsunuz ülkemizde aman ha sokaktan süt almayın, aman ha mikropludur çeşmeden su içmeyin diyen bir lobi var.

Geldiğimiz nokta ise çok enteresan.

Benim çocuklar, kentte doğup büyüyen bir çok çocuktan daha şanslı, köy görme imkanları oluyor.

Fakat, inekten taze sağılmış köyden aldığımız mis gibi sütü gelde bunlara içir.

Her köye gittiğimizde bir süt tartışması çıkar.

Ya da dağa bayıra gezmeye çıkarız, bizim oralarda hangi yöne yürüseniz 20 dakikalık bir mesafede karşınıza illaki bir pınar, bir kaynak çıkar.

Ama gel de çocuklara topraktan çıkan suyu içir. Gezmeye giderken illaki yanlarına pet şişelerde su alırlar.

Sanki pet şişeye giren su gökten zembille iniyormuş gibi.

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 76
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
 Birde kaç insan vardı.Aşırı harcama arzusununda bir bedeli vardır.39.da USA bunalımdaydı,üretim çok deşarj yok.2.nci Dünya savaşı ve okyanus ötesi rahatlama.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 76
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
 Haydin küçük çiftlikler kurmaya.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""

Çevrimdışı ballı baba

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 782
  • Yer: Kdz - EREĞLİ
    Yaş: 62
  • Bilgi paylaşıldıkca çoğalır...
    • http://selahattinguney.blogspot.com/
  • Arıcılık Şekli: Profesyonel
  • Arıcılık Tecrübesi: 20 yıl üstü
  • Kovan Sayısı: 95 şimdilik :) 1980 başlama yılı
  • Rakım: Sahilde...
Boşuna dememişler "HER ŞEY ASLINA RÜCÜ EDER"  diye.

Anlaşılan o ki, insanlık eski mutlu günlerine dönecek  :D  :D
Asil azmaz BAL kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandan gelir

Çevrimdışı Murat Çakır

  • Murat Çakır
  • Administrator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3962
  • Yer: İstanbul
    Yaş: 53
    • www.beyazkovan.com
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 20
  • Rakım: 63
Çocuklarımıza topraktan doğadan üretme kültürünü kazandırmamız gerekiyor.

Çünkü ülkemizde bu kültür her geçen gün kayboluyor. Yakın bir geçmişte nüfusumuzun büyük bölümü kırsalda yaşıyor olmasına rağmen, çok kısa bir zaman diliminde şehirleştik ve üretim yeteneklerimizi kaybediyoruz.

Bunlar abartı gibi gelebilir ama pazar muhabbeti olsun diye bir kaç şey anlatayım.

Bilirsiniz balkanlarda, batılı ülkelerde eski sinema filmlerini izlerseniz, hemen her evin bahçesinde bir arı kovanı görürsünüz.

Hepimizin bildiği gibi şeker gıda olarak gereksinim duyduğumuz en temel maddelerden birisi.

İnsanlar binlerce yıl boyunca bu ihtiyaçlarını pekmez, bal gibi ürünlerden sağlıyorlar.

İstanbul halkı da, Anadoludan gelen bal ve pekmezlerle bu ihtiyacını karşılıyor.

1800 lü yıllarda Avrupa'da şeker sektörü büyük bir gelişme katediyor ve uluslararası bir şeker piyasası oluşuyor.

İstanbula da şeker bol miktarda gelmeye başlıyor. Akide şekerinden lati lokuma kadar bir çok ürün yelpazesi oluşuyor, büyük bir sektör doğuyor.

Öyle bir zaman oluyor ki, artık bal ve pekmez tüketmek bir köylülük sembolü haline geliyor.

Şeker tüketmek şehirlilik göstergesi oluyor.

Eskilerin anlatımlarından bu durumu çok sık yakalarsınız. Şeker bulamıyorduk, baklavaya bal katmak zorunda kalıyorduk. Şeker bulamıyorduk, pekmezli börek yapıyorduk gibi.

Şeker bulamamak bal ve pekmez tüketmek zorunda kalmak bir yoksunluk işareti olarak anlatılıyor.

İstanbul halkı bal ve pekmez tüketmeyi bırakıyor, Anadoludan istanbula bu tür gıdaların sevkiyatı kesiliyor.

İlber Ortaylı'nın bir kitabında okudum.

Birinci dünya savaşında sınırlar kapanınca İstanbul'da çok büyük bir şeker sıkıntısı doğuyor.

Şeker açlığından dolayı uyuz gibi salgın hastalıklar hızlı bir şekilde yayılıyor. (Şeker yoksunluğu ile uyuz arasındaki teknik bağlantıyı bilmiyorum)

Fakat balkanlar ve avrupa ülkelerinin büyük şehirleri bal pekmez tüketme kültürlerini terketmedikleri ve her evin bahçesinde de kovan olduğu için, onlar şeker yoksunluğu problemi yaşamıyorlar.

İkinci dünya savaşı sırasında yıllarca muhasara altında kalan büyük avrupa şehirlerinde insanlar hızlıca bahçelerini, yol kenarlarını, parkları, bulabildikleri her türlü boş toprağı, kişisel yiyeceklerini üretebildikleri bahçelere dönüştürüyorlar.

Yakın geçmişte Bosna savaşında da aynı durumu gördük. Saraybosnada insanlar kısa bir zaman diliminde her toprak parçasını üretim bahçelerine dönüştürüp, açlıkla mücadele ettiler.

Bizim büyük şehirlerimiz de aynı refleksi gösterebilir mi?

Allah göstermesin bir muhasara ya da deprem gibi doğal bir afet durumunda, insanlarımız kendi başlarının çaresine bakıp açlıklarını giderecek üretim bahçeleri kurabilirler mi?

İstanbula bakınca ben bundan şüphe duyuyorum.

Çevrimdışı ballı baba

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 782
  • Yer: Kdz - EREĞLİ
    Yaş: 62
  • Bilgi paylaşıldıkca çoğalır...
    • http://selahattinguney.blogspot.com/
  • Arıcılık Şekli: Profesyonel
  • Arıcılık Tecrübesi: 20 yıl üstü
  • Kovan Sayısı: 95 şimdilik :) 1980 başlama yılı
  • Rakım: Sahilde...
Canım tarım arazilerinde ya toplu konutlar yada sanayi tesisleri kurmaya devam ettiğimiz sürece açlığa mahküm bir toplum olmamız kaçınılmaz olacak. Pazarlarda ve manavlarda yabancı menşeli marul, şalgam, patades, domates gibi ürünlerde gelmediği gün bittiğimiz gün olacak. Aklı başında olan herkes en az ailenin tüketimi kadar ekip biçmeyi yapabileceği bir toprağı elinde tutması gerekiyor, yoksa allah korusun..........
Asil azmaz BAL kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandan gelir

Çevrimdışı Mehmet Gençünal

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3500
  • Yer: Orhangazi / Bursa
    Yaş: 62
    • Oksalik Asit Buharlaştırma Aparatı
  • Arıcılık Şekli: Profesyonel
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 40
  • Rakım: 290
Bugün gazetenin birinde insanın ömrünün uzadığını fakat sağlıklı beslenmesinin kaybolduğuyla ilgili bir haber vardı.

Sağlıklı beslenme için ise günde 5 öğün sebze tüketiminden söz ediyordu.

Maalesef, apartman yaşamında, sebze yetiştiriciliği için, saksının dışında seçenek yok, meraklı olanlar saksıda da olsa bazı sebzeleri üretiyor.

Hayvancılık ise mümkün değil, ancak köye dönerseniz veya şehre yakın çiftlikteyseniz mümkün olabilmekte, tabiki işler elverirse.

Üretilen her türlü gıda ürünlerinin sağlıklı olduğu konusu tartışılır, üretim maaliyetini düşürmek için, her türlü yöntem uygulanmakta.

Üre gübresini havanın içersindeki azotu kullanarak üretmektense, dövizle alınan doğalgazdan üretmek daha ucuz.

Azotlu gübreyi de yeme karıştırırsanız yemin maaliyetini düşürürsünüz(şu an hala katılıyormu? emin değilim, sadece sağlıklı olup olmaması açısından örnek verdim).

Bir zamanlar abim Bursa devlet yem sanayiinde(sonradan özelleşti) çalışıyordu, yeme katılan  gübrenin çersindeki azotun, büyükbaş hayvanların sindirim sisteminde proteine dönüştüğünü söylüyordu, oradan biliyorum.

Kullanım alanı genişledikçe, gübrenin ve doğalgazın, vatandaşa kullanım maaliyeti de o oranda artmakta.

Allah herkese üzerinde uğraşabileceği, doğal olarak, kendi yiyeceğini üretebileceği toprak ve başını sokabileceği bir dam versin.

Çoğu arkadaşım köy kökenli sanıyorum.

Köydeki şehirde yaşayana, şehir hayatının stresinden bıkan da köy hayatına özeniyor.

İnsan yaşadığı müddetçe üretici olmalı, ticari olarak üretmesede evinde ağız tadıyla yiyebileceği kadarı bile yeter.

Yıllar önce, köyde yapılabilecek her türlü zirai faaliyeti yapıyorduk.

Önce buğday ekiminden vaz geçtik.

Sebebi, yapılan masrafı kurtarmamasıydı.

Rahmetli babam yapılan ile alınan ürün değerini karşılaştırıp, sadece samanın kar kaldığını görünce,
hayvanlara çalışacağıma satın alırım dedi ve buğday ekiminden vaz geçti.

Babam, cahil, katı ve inatçı birisi değildi ama boşa çalışmayıda kabullenmezdi.

Bu yüzden zeytincilikten, meyve fidanı yetiştiriciliğine ve meyveciliğe, mısırdan, sebzeciliğe, akabinde de çeltik tarımına kadar her türlü zirai faaliyetin içersinde bulunduk.

Hayvancılık ticari olmasa da evimizde kendimiz yetecek kadar, küçük ve büyükbaş olarak hiç eksik olmadı.

Büyükleri kaybedince zeytinlere ortakçı bakıyor, tarlalar icarda, bende hobi olarak arıcılık ve bahçede kendi ihtiyacım kadar meyve ve sebze üretiyorum.

Çocuklarımın ikisi de köyde doğmasına rağmen, toprakla hiç uğraşmadıklarından, köyü sevselerde yaşantısı sıkıcı geliyor.

Bazı şeylerin değeri elden gittikten sonra anlaşılır derler fakat, elden gitmesede iş hayatının stresini yaşamadan, elindekinin değerini kimse pek anlamıyor.

Keşke çocukluk yıllarına geri dönmek mümkün olsa da, yine sabah kahvaltısında bir tencereden tarhana çorbasına hep birlikte kaşık sallayıp, yanında da bir tabak turşu yiyebilsek.
http://www.oxalicacidvaporizer.com
http://mgencunal-mgencunal.blogspot.com/
http://www.gurlearicilik.com
Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, eleştirin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin.

Çevrimdışı Murat AKIN

  • Genel Moderator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 11510
  • Yer: Tekirdağ
    Yaş: 71
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 20 yıl üstü
  • Kovan Sayısı: --- adet kayıtlı
  • Rakım: 74 metre
Eski coğrafya kitaplarında Türkiye için şöyle bir kelime vardı:

Türkiye nüfusunun % 80 i köylere yaşar deniyordu.
Demekki bir çoğumuz köy kökenli, hatta Anadolu da bir çok ilin ve ilçeninin bağlık ve bahçelik alanları vardı veya şehirde de olsa bahçeli evlerde otururdu.

Köylerde oturanların oranı şimdiler de % 30 civarında olsa gerek.

Bana toprak kullanma ve bitki yetiştirme aşkını; konunun tam adını bilemeyeceğim ama ilk okulda ıslak pamuk arasında fasulye, nohut, mercimek, buğday gibi tohumların yetiştirilmesidir.

Çalışırken kendime bir bahçe edindim akşam işten çıkınca doğru bahçeye gider evime lazım olanların bazılarını yetiştirirdim.

Emekli olduktan sonra Kendimle ilgisi olmayan  bir köye yerleştim.
Şimdilerde yetiştirebileceğim geniş bir yelpazede sebze ekiyorum.
Çoğunun tohumunu kendim alıp fidelerini de yetiştiriyorum.

Bulabildiğim kadar yerli tohumlardan yararlanıyorum, hibrit tohumdan uzak durmaya çalışıyorum.
Gittiğim yerlerde yerli tohum araştırması yapıyorum.

Kendi damak tadıma göre değişik sebzeler yetiştiriyorum.

Yapabileceğimiz çoçuklarımıza ilk okula giderken hatta daha önce pamuk arasında bitki yetiştirmesi öğretmek gerekir veya saksı içinde bazı bitkileri yetiştirip toprağa dikmesini öğretmeliyiz.

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 76
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
 Çok doğru sayın Akın.Ağaç yaşken, fideyken eğilir.Önemli olan çocuklara ortam sağlamak.Ufak torun altı sürülmüş ağaçlara yanaştı her tarafı toprak içinde.Tut elimden,imkanı yok.Tek başına koşturacak.Çok seviyorlar.
 Bir ara domates yetiştirdim,gelen geçen koparıp çeşmede yıkayıp elma gibi yemişti.Çok iyi bir uğraşı.İmkanı olan üşenmeden yapsın.Selamlar.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""