Gönderen Konu: GDO ırkı geliyor...  (Okunma sayısı 4319 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı denizakvaryumu

  • İşçi Arı
  • ****
  • İleti: 431
  • Yer: ANKARA-Ayaş
    Yaş: 50
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 1-5 yıl
  • Kovan Sayısı: 2
  • Rakım: 1023
GDO ırkı geliyor...
« : Kasım 06, 2012, 15:18:31 »
21. Yüzyılın bu ilk yarısında teknolojik ve genetik konularında ne kadar ilerlediğimizi biliyorsunuz. Artık yapay organlardan tutunda, Marsa indirdiğimiz araçlara kadar bilimin ışığında ilerliyoruz. Buna rağmen Dünya’da halen daha aç insanlar var, yoksulluk ve savaşlar devam ediyor, kaynaklarını özgürce kullanamayan pek çok millet mevcut.

Tarım ve buna bağlı olarak yiyecek sektörü ki hayatta kalmamız için hepimizin yemesi gerekiyor, bu bilimsel gelişmelerden nasibini alıyor. Monsanto adındaki kuruluş da bu bilimsel “gelişmelerin” başını çekiyor.

Kimdir Monsanto? Yaptığı genetik araştırmalar sonucu tarımda sürdürülebilirliği ortadan kaldırmış, Polonya hükümetinin ülkeden kovduğu, Hindistan’da çiftçilerin ayaklanarak “Monsanto tarafından izinsiz genetik araştırmalar yapılan” kiralık tarlalarını yaktığı, Fransa ve Macaristan’ın yasak koyduğu, İngiltere de ise pek çok ürününün yasaklandığı bir firma.
 Bu yasaklanan ürünlerden en basiti ise MON810 adını verdikleri ve Türkiye’de zebil gibi satılan GDO mısır. Fransa’da ise Monsanto’nun tahıllarının baş dönmesi, zihin kaybı, dengesizlik gibi şikayetlere yol açtığı ve açılan dava sonucu yasaklandığı ve tazminat ödemek zorunda kaldığı biliniyor.  Brezilya’da ise yaptığı yanıltıcı reklamlarla $250.000’lık tazminat ödemesi mahkeme kararı ile belirlenmiş. Tabii ki hiç bir tazminat tutarı bu firmaya zarar verecek nitelikte değil.

Kurumsal bir yapının insan hayatını düşünmesi olası değildir. Bu firmalar sadece bilançolara ve rakamlara bakarlar. Gıda sektörü gibi en ballı sektörlerden birisinin pazar payını A’dan Z’ye ele geçirebilirsen tabii ki rakamların genişler, bilançona keyifle bakıp gülümsersin, arkanda insanlar düşük yapıyor, zihin kaybı oluyor, kolsuz bacaksız bebekler doğuyor, insan genetiği değişiyor, arı nesli tükeniyor gibi problemlere dönüp bakmazsın bile.

 Hatta bu kadar söylemin üzerine şirin gözükmek için kalkıp Beelogic diye bir firmayı satın alıp sözde arıları öldürmemek için araştırma yapmaya bile kalkışırsın. Huffington Post bu haberi tilkinin tavuk kümesi satın alması olarak değerlendiriyor.

Beelogic, arı neslinin Monsanto bazlı tarım ilaçlarına karşı bağışıklık kazanması amaçlı genetik araştırmalar yapıyor. Son 7 aydır başkanları Jerry Hayes ile bunun üzerinde çalışıyorlar. Ribonükleik Asit yani RNA ile oynayarak arıların kendi ilaçlarına karşı dayanıklı olmasını sağlayacaklar. Yani arının genetiği değişecek. RNA, DNA ile doğrudan ilişkilidir. Genetiği değişmiş arılara hazır olalım. Birde bu arının patentini alırlarsa...

GDO Kanola tohumlarının yan tarlaya kaçması ile tarla sahibine dava açan Monsanto bu sefer kovanlarımızdaki arıların kendilerinin olduğunu savunarak dava açacaklar. Nede olsa bu GDO arının patentini almışlar (alacaklar).

Buda yetmezmiş gibi arıcılara şirin gözükmek için Arıcılık Derneklerinde boy göstererek yaptıkları işin aslında varroa’ya da çözüm olacağını savunacak kadar terbiyesizleşiyorlar.

Ani Kovan Terki diye arıcıların başbelası olan bir olay var. Sebebi araştırılıyor fakat bulunamıyor daha doğrusu bulunması istenmiyor. Bazı arıcılar ise sebebini çoktan bulmuş. Öyle milyonlarca dolarlık ekipmanla filan da değil, gözlemle!

 Tarlaların yüksek dozda kimyasal böcek zehiri ile ilaçlanması arıya yaşayacak alan bırakmıyor. Koloninin devamı tehlikeye girdiği için de koloni bulunduğu yeri terkediyor hemde ölümü pahasına. Zaten bulunduğu yerden ayrılmasa da ölecek!

MON810 mısırı ise yem olarak hem büyükbaş hayvanlara hemde tavuk çiftliklerine veriliyor. Yediğimiz tavuk, yumurta ve et dolayısı ile “kirli” konuma geçiyor. İslam açısından konuyu ele alırsak bu ürünler helal değildir. Genetiği ile oynanması bir yana içinde domuz genleri bile barındırabilir.

Bir süre sonra insan geni de beslenmesine bağlı olarak değişecek. Tükettiğimiz besin ile değişeceğiz. “Ne yersen osun” diye boşuna dememişler.

Bakıyoruz İngiliz kraliyet ailesine, yedikleri her şey özel organik bahçelerde özel olarak yetişiyor. Prens Charles organik bahçelerinde yetişen ürünlerin satışından 15 milyon dolarlık kar da elde etmiş. Bu adamlar neden normal yetişen şeylerden yemiyor?

Slovakyanın hediye ettiği arı kovanlarından da bal elde ediyorlar. Organik bahçenin ortasında duran bu kovan da organik bal üretiyor. Kraliyet ailesinin yediği her şey organik yani!!! Biz ne yiyoruz? Ne bulursak onu!

Çözüm bu terbiyesiz firmaya dur demek ve sesimizi duyurmaktan geçiyor. Her türlü GDO kampanyasına imza atın, FB’de beğenin, sesinizi duyurun. Aldığınız tohumun seceresini araştırın. Organik yiyin, yerel küçük üreticilere destek olun. Geleceğimiz tehlike altında, kurtuluşumuz ise bize bağlı.
Şu anda yapacaklarımıza bağlı. Biz dur deyince duracaklar. Olmazsa Hintli çiftçiler gibi Sivil Ayaklanma bile yapabiliriz. Bir şeyler yapmazsak acısı bizden ve gelecek 70 nesilden çıkacak haberiniz olsun.
Ayrıca bu firmaların GDO tohumlarını kullanarak yüksek miktarlarda tek tip tarım yapan çiftçiler, çevredeki her türlü eko sisteme zarar verdiklerinin farkındalar mı?

Diyelim bir kanola üreticisi, uçsuz bucaksız bir kanola tarlasına sahip. Çevredeki arının tek besin kaynağı (veya %99 diyelim) kanola poleni olur. Bu köpeğinize sürekli ekmek yedirmek gibi bir şeydir. Bir süre sonra bu tek düze beslenmeden dolayı mineral ve vitamin dengelerinde eksiklikler baş gösterir.
Bu “eksiklik” bağışıklık ve sindirim sistemini kötü biçimde etkiler.
Birde üstüne üstlük GDO polen ve kimyasal tarım ilaçları gelince artık arının sürdürülebilirliğinden eser mi kalır?
Çözüm basit, doğal arıcılık. Arıyı düşünerek, koloniye en iyi biçimde bakarak. Alacağımız balı değil, arının geleceğini düşünerek. Arıya kendi gücünü tekrar kazadırarak. Kendi kendine hayatını devam ettirebilir seviyeye getirerek. İlaçlamayı sıfıra indirerek. Kovanı deli danalar gibi ordan oraya taşımayarak. Arılığın etrafını çeşitli bitki ve ağaçlar ile zenginleştirerek. Bunu kim istemez? Tabii ki sürekli onlardan alış veriş etmemizi isteyen büyük kuruluşlar. Kendi kendine yetebilen bir sistem onların işine gelmez. Hiç bir firmanın işine gelmez.

http://artizanpeynirci.blogspot.com/
Hakan

mnevsehir

  • Ziyaretçi
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #1 : Kasım 06, 2012, 15:48:28 »
Yukarıdaki yazıya cevap olabilecek az önce okuduğum yazının bir kısmı.

Tamamı   http://www.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/791572-mavi-marmara

Piyasa ve patentin bir yüzü de budur.

Halkların, birikmiş hakların, bilgilerin, sağduyuların, kültürlerin, deneylerin, deneyimlerin, hayatların, ölümlerin, kobayların, yığılmış çocukların üzerinde bilgiçlik, alimlik, uzmanlık, meleklik, patronluk taslar.

İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş tüm yaratıcılıklarını, tüm tasarruflarını, tüm acılarını, tüm ilhamlarını, tüm zekasını, tüm melodisini, tüm sahnesini, kamusal eğitimin nimetlerini, yoksul halkların onun eğitimi için harcadığı parayı, hatta anasının sütünü bile alıp kendi mülkü yapar.

Sonra der ki…

Ben buldum, benim malım!

Ben yarattım, benim sermayem!

Ben sahibim, benim mülküm!

 ***

O cüretle de…

Paketleyip kendi malı yaptığı bir deva tarihini, o birikimde payı olan insanlığa tehdit haline bile getirebilir.

Bir de sponsor olursa…

Tutmayın ağanın elini!


Çevrimdışı Murat Çakır

  • Murat Çakır
  • Administrator
  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3962
  • Yer: İstanbul
    Yaş: 55
    • www.beyazkovan.com
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
  • Kovan Sayısı: 20
  • Rakım: 63
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #2 : Kasım 06, 2012, 16:15:18 »
GDO'lu bitkilerin sağlık üzerindeki olası olumsuz etkileri konusunda yapılmış olan çok ciddi araştırmalar yok.

Sağlığa yönelik herhangi bir risk içermeseler bile, gıda piyasası ve tekelleşme açısından çok büyük riskler oluşturuyor.

Geçtiğimiz yıllarda genetik özelliklerin de şirketler üzerine patentleneceği kararı alındı.

Domates tohumunun üzerinde genetik değişiklikler yapan bir şirket, bu değişiklikleri patentleyebiliyor.

Bu büyük tartışmalara neden oluyor ama, para ve sermaye sürekli olarak atı alan Üsküdarı geçti pozisyonunu korumaya devam ediyor.

En büyük itiraz, tohum konusunda yapılıyor.

Tarımsal bitkilerde, binlerce yıldan beri milyarlarca çiftçinin emeği var. Yabani bitki formundaki bitkiler, binlerce yıl içinde ekilerek ve ıslah edilerek, tarım bitkileri haline gelmiş.

Yani insanlığın ortak tarihinin ve tecrübesinin malı olan tohumların şirketler adına patentlenmesi ne kadar adil sorusu soruluyor.

Genetiğiyle oynanmış bitkilerdeki en büyük sorun, çevredeki bitkilere gen kaçışı olması.

Siz doğal bitki ekseniz bile yakınınızda gdo lu bitki ekilmişse, sizin ektiğinize doğru gen kaçışı oluyor.

Şirketler bunu tespit ettiğinde, hukuki olarak genetik patentinin kendilerinde olduğunu iddia ediyor sizin ya bitkileri sökmenizi ya da parasını vermenizi istiyorlar.

Ayrıca gen kaçışı yabani bitkilere doğru da gerçekleşiyor.

Hastalıklara direnci artırılmış bir tarımsal bitkiden, yabani otlara gen kaçışı olduğunda, yabani bitkilerin de yaşama direnci artıyor.

GDO'lu alanlarda yabani bitkilerle yapılan mücadelede kullanılan herbisit miktarında 4 kat fazla artış gösteriyor.

İnsanlığın beslenmesinde temel gıda olan bitki tohumları gün geçtikse küresel şirketlerin tekeline geçerken, ilaç firmaları da bu işten karlarını katlayarak çıkıyor.

Zaten küresel ilaç şirketleri, tohum şirketleri ve genetik müdahale teknolojisini elinde bulunduran şirketler aynı merkezden yönetiliyor.

Çevrimdışı denizakvaryumu

  • İşçi Arı
  • ****
  • İleti: 431
  • Yer: ANKARA-Ayaş
    Yaş: 50
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 1-5 yıl
  • Kovan Sayısı: 2
  • Rakım: 1023
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #3 : Kasım 06, 2012, 16:36:53 »
GDO'lu bitkilerin sağlık üzerindeki olası olumsuz etkileri konusunda yapılmış olan çok ciddi araştırmalar yok.

Sağlığa yönelik herhangi bir risk içermeseler bile, gıda piyasası ve tekelleşme açısından çok büyük riskler oluşturuyor.

...


GDO-kanser ilişkisi kanıtlandı

 2 yıl aynı gıdanın GDO'lu ve GDO'suz haliyle beslenen fareler incelendi. GDO'lu ile beslenenlerde farklı kanserli tümörler geliştiGenetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) sağlığa olumsuz etkileri uzun zamandır biliniyordu. Ancak araştırmalar yavaş ilerliyor, Monsanto gibi GDO devleri araştırmaları engelliyor, tohumlarının araştırılmasına patent hakları üzerinden izin vermiyordu. Buna rağmen özellikle Avrupa’da birçok çalışma yapılmış ve GDO’lu besinle beslenen hayvanların et ve sütlerini tüketen insanların dahi GDO’ya maruz kaldıkları kanıtlanmıştı.

GDO kanser yapıyor

Sekiz bilim insanı 2 yıl boyunca aynı gıdanın GDO’lu ve GDO’suz haliyle beslenen farelerin sağlığını inceledi. GDO’lu gıda ile beslenen dişi ve erkek farelerin farklı kanserli tümörler geliştirdikleri saptandı. “Séralini, G.-E., et al. Long term toxicity of a Roundup herbicide and a Roundup-tolerant genetically modified maize. Food Chem. Toxicol” referanslı makaleye http://dx.doi.org/10.1016/j.fct.2012.08.005 adresinden ulaşabilirsiniz.

GDO’lu gıda ile beslenen dişilerde en az 2, en çok 3 kat daha fazla sayıda ölüm gerçekleşiyor. Dişilerde en çok ölüm meme kanserinden gerçekleşiyor. Erkek farelerde ise karaciğer kanseri 2.5–5.0 kat arası artıyor. Her iki cinste en çok görülen anomali böbrekte yaşanıyor. Rahatsızlıkların % 76’sı böbrek tümörü merkezli.

GDO destekçileri bu konuda ‘büyük tartışmalar olduğunu’, ‘bilime karşı insanların ergen heyecanıyla GDO’ya karşı çıktığını’, “Zamanında cep telefonu da kanser yapıyordu, hani bak, yok bir şey” diyerek meseleyi bir parça sulandırmaya çalışıyor. Yok bizde GDO çalışmaları yasakmış, GDO çalışmalarını serbest bırakırsak biz de gelişirmişiz... GDO zaten doğal bir şeymiş, ıslahla aynıymış...

Önce bir-iki cehaleti giderelim. Türkiye’de GDO hakkında araştırma yapmak yasak değildir. Bu yazıyı yazmadan önce üç genbilimci bilim insanı arkadaşımla hem yeni makaleyi tartıştım hem de son çalışmalarından konuştum. Türkiye’de yasak olan GDO’lu ticari tohum ekmek ve satmaktır. GDO sıradan bir ıslah mıdır diye soramadım; ayıplarlar diye...

Genetik araştırmalar yasak değil, ancak her araştırmada olduğu gibi üniversite etik kurulunun onayına tabi. Mesela insan klonlamaya kalkarsanız ya da bir tarlada bilimsel amaçla GDO’lu bir türü çalışacaksanız üniversiteniz etik kurulundan izin alırsınız, kurumsal olarak da Biyogüvenlik Kurulu’nu bilgilendirirsiniz, bakanlıktan izin alırsınız.

Biyogüvenlik Kanunu’nun 3-11. maddesi şöyle der: “Araştırma yapmaya yetkili kuruluşlar tarafından bilimsel araştırma amacıyla ithal edilecek GDO ve ürünleri için bakanlıktan izin alınır. İthalat, yazılı izinle belirlenen koşullara uygun olarak gerçekleştirilir. Araştırma amaçlı olan GDO ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımı için faaliyeti yürüteceklerin kapalı alanda kullanım koşullarını ve standartlarını karşılaması ve kaza ile çevreye yayılması durumunda uygulanabilecek tedbirlerin mevcut olması gerekir. Araştırma amaçlı yapılacak faaliyet ve sonucundan bakanlığa bilgi verilmesi zorunludur.” Yani mesele yasak değil isabetli regülasyondur.

Kanser kanıtı

Her bilimsel bulgu tartışılır. Son çıkan makale de tartışılacak. Bilim böyle ilerler. Ancak henüz GDO’nun kansere neden olmadığına dair bir kanıt yok elimizde. GDO-kanser ilişkisi hakkında ise birçok kanıt var. Türkiye’nin de taraf olduğu ve biyogüvenlik konusunda en etkin uluslararası protokol Cartagena’ya göre ‘ihtiyat prensibi’ bilimsel zararı olmadığı kanıtlanmamış GDO’lar konusunda gayet açık. Son bulgulardan sonra GDO’ların dalgalar halinde gıda sektöründen çekileceği kesin.

Bu noktada Türkiye, ABD gibi holding tarımı yapan GDO’cu ülkelerin ilerisinde. Türkiye’de GDO’lu gıdalar soframıza henüz giremiyor. Ancak maalesef hâlâ hayvan yemi olarak ithal ediliyor.

En kısa zamanda bu araştırmadaki fareciklere dönmemek için laboratuvarlarımızı genbilime sonuna kadar açarak GDO’ya ülkemizin kapılarını kapamalıyız

http://www.gidahareketi.org/Gdo-kanser-Iliskisi-Kanitlandi-662-yazisi.aspx
Hakan

Çevrimdışı denizakvaryumu

  • İşçi Arı
  • ****
  • İleti: 431
  • Yer: ANKARA-Ayaş
    Yaş: 50
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 1-5 yıl
  • Kovan Sayısı: 2
  • Rakım: 1023
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #4 : Kasım 06, 2012, 16:41:52 »
İşte GDO'nun kanser yaptığına dair belge

Bu hafta yayınlanan bir araştırma, dünyanın en çok satan zararlı bitki öldürücüsü ve ona dirençli genetiği değiştirilmiş mısır’ın tümöre, çoklu organ tahribatına ve erken ölümlere yol açtığını gösterdi.Söz konusu araştırma; Monsanto’nun ürettiği Roundup bitki öldürücüsünün ve yine aynı firmaya ait Roundup dirençli NK603 GDO’lu mısırın uzun vadeli etkilerini inceleme konusunda bir ilk teşkil ediyor.  Bilim insanlarının bulgularına göre bu maddelere düşük miktarlarda bile olsa maruz kalan farelerde, erkeklerde dört ay, dişilerde ise 7 ay gibi kısa bir sürede meme dokularında tümor, ciddi karaciğer ve böbrek tahribatı ortaya çıktı. Kontrol grubunda bu süre erkekler için 23, dişiler için 14 aydı.

‘Bu araştırma özellikle dişi hayvanlarda inanılmaz sayıda erken ve agresif biçimde gelişen tümörler olduğunu gösteriyor. Sağlık üzerindeki bu aşırı negatif etkileri beni şoke etmiş durumda’ diyor King’s Collage Londra’da moleküler biyoloji üzerine çalışan ve aynı zamanda CRIIGEN(araştırmayı destekleyen bağımsız bilimsel konsey) üyesi olan Dr.Michael Antoniou.

GDO’lu ekinler, hayvanlar üzerinde yapılan 90 günlük testler sonrası insan tüketimi için onay almıştı. Ama üç ay, neredeyse iki yıl yaşayabilen(700 gün) farelerde geç ergenlik dönemine denk geliyor ve uzun zamandır, testlerin farelerin tüm yaşam süresini kapsaması gerektiği konuşuluyordu.

Bilimsel hakem kurulu tarafından kontrol edilen çalışma Caen Universite’sinden bir grup araştırmacı tarafından yürütüldü. Araştırmanın bulguları, NK603 Roundup dirençli mısır içeren bir diyetle beslenen veya içme suyunda izin verilen oranlarda Roundup içeren su verilen farelerin, iki yıllık süre baz alındığında,  standart diyetle beslenen farelerden çok daha önce öldüğünü ortaya koydu.

Erkek farelerin yarıya yakını ve dişi farelerin yüzde 70’i erken öldü. Bu oranlar kontrol grubunda erkeklerde yüzde 30 ve dişilerde yüzde 20’ydi. Araştırmacılar, iki cinsiyet için de, Roundup karıştırılmış su verilen veya NK603 ile beslenen farelerde kontrol grubundakilere göre 2-3 kat daha büyük tümörlere rastlandığını ortaya çıkardı. 24. ayın sonunda dişilerin yüzde 50 ila 80’inde büyük tümörler gözlendi. Bazı hayvanlarda aynı anda üç tümör birden oluştu. Buna karşılık kontrol grubundaki hayvanların sadece yüzde 30’unda tümöre rastlandı.

Bilim insanları bu kadar büyük tümörlerin sağlık üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu bildirdiler. Tümörler farelerin nefes almasını zorlaştırıyordu ve sindirimi zorlaştırarak kanamalara sebep oluyordu.

Geçtiğimiz gün akademik Gıda ve Kimyasal Toksikoloji dergisinde yayınlanan araştırma NK603 ve Roundup’ın, ister tek başlarına, ister beraber tüketilsin; farelerin sağlığı üzerinde benzer etkileri olduğunu ortaya koydu. Ekip, içme suyunda izin verilen en düşük dozajlarda bile Roundup’ın ciddi sağlık problemleriyle bağlantılı olduğunu gösterdi.

‘Fareler uzun süreden beri olası zehirli maddelerin insanlar üzerindeki etkilerini incelemek için kullanılıyor. Tüm farmakolojik ürünler, tarım ve ev ürünleri onaylanmadan önce fareler üzerinde test ediliyor. Bu GDO’lu mısırın ve Roundup herbisit tüketiminin insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğu konusunda sahip olabileceğimiz en önemli göstergedir’ diyor Antoniou.

Roundup İngiltere’de yaygın olarak kullanılıyor ve bahçıvan dergileri tarafından öneriliyor. Fakat araştırma aynı zamanda GDO’lu gıdaların yaygınlaşmasına bir darbe anlamına da gelebilir.

(DENEYDE FARELERDE KANSERE YOL AÇAN MONSANTO'NUN ROUNDUP'U TÜRKİYE'DE DE SERBESTÇE SATILMAKTA HEMEN HERYERDE KULLANILMAKTADIR)

2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun 9 milyar olacağı beklendiğinden; BM küresel gıda üretiminin yüzde 50 artması gerektiğini belirtiyor. DEFRA’nın başını  çektiği ‘Yeşil Gıda Projesi’ de 10 Temmuz 2012 gibi yakın bir tarihte GDO’nun bu duruma olası bir çözüm olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişti.

ABD’de yetiştirilen tüm mısırın yüzde 85’inin genetiği değiştirilmiş durumda. Aynı şekilde işlenmiş gıdaların da yüzde 70’i GDO içermesine rağmen GDO etiketi taşımıyor. İngiltere ve Avrupa’da GDO’lu mısır doğrudan insanlar tarafından tüketilmiyor ama GDO etiketi zorunluluğu olmaksızın hayvanların beslenmesinde yaygın olarak kullanılıyor.

Antoniou, bilimsel hakem kurulu tarafından kontrol edilen araştırmanın sonuçlarından kimsenin şüphe etmemesi gerektiğini söylüyor: ‘Bu şimdiye kadar GDO’lu gıdaların ve Roundup herbisitinin farelerin sağlığı üzerindeki etkileri konusunda yayınlanmış en kapsamlı araştırma’.

Profesör Gilles-Eric Seralini’nin önderliğindeki araştırma ekibi yaşam süreleri boyunca her biri 10 erkek ve 10 dişiden oluşan 10 ayrı grubu inceledi. 3 grubun suyuna üç farklı dozda(ki bu dozlar herbisit sıkılmış ekinlerden yemek zinciri yoluyla maruz kalınan oranlarla uyumluydu) Monsanto tarafından geliştirilen Roundup karıştırıldı.

Üç grup, 11%, 22% ve 33% oranında Roundup’a dirençli Mısır içeren diyetle beslendi. Üç grup aynı oranda Roundup ve GDO’lu mısır içeren diyetlerle beslendi. Kontrol grubu ise Roundup veya NK603 içermeyen ve 33%’ü GDO’suz mısırdan oluşan diyetle beslendi.

Monstanto’dan bir temsilci konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: ‘Ürünlerimiz ve kullandığımız teknolojilerle ilgili yapılan tüm diğer araştırmalar gibi bu araştırmayı da kapsamlı ve ayrıntılı olarak gözden geçireceğiz.’

http://www.gidahareketi.org/Iste-Gdo-nun-Kanser-Yaptigina-Dair-Belge-1566-haberi.aspx
Hakan

Çevrimdışı Göksel PEKYUREK

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 2868
  • Yer: Ankara
    Yaş: 54
  • .
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 5-10 yıl
  • Kovan Sayısı: 60
  • Rakım: 1000
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #5 : Şubat 18, 2013, 21:54:39 »
önemle üzerinde durulması gereken araştırmalar yazılanlar

Çevrimdışı hatkobi

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 3129
  • Yer: Ankara
    Yaş: 77
  • Mehmet Bİ.Eskişehir
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 10-15 yıl
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #6 : Şubat 18, 2013, 22:44:54 »
  İnsanlık dünyayı batağamı sürüklüyor. Her yerde ithal tatlı mısır sıcak sıcak ayakta satılıyor. Çocuklar konservesini. Bilgi için teşekkürler. Okumaya bilgilenmeye, bilgilendirmeye devam.
""  En mutlu insanlar; en güzel şeylere sahip değiller.
     Onlar, sahip oldukları her şeyi en güzel şekle sokanlardır. ""

Çevrimdışı Göksel PEKYUREK

  • Ana Arı
  • *****
  • İleti: 2868
  • Yer: Ankara
    Yaş: 54
  • .
  • Arıcılık Şekli: Amatör
  • Arıcılık Tecrübesi: 5-10 yıl
  • Kovan Sayısı: 60
  • Rakım: 1000
Ynt: GDO ırkı geliyor...
« Yanıtla #7 : Şubat 18, 2013, 22:50:51 »
Biyolojide bir kural vardır doğal popülasyondu sanırım