Ana arıyı bir makine gibi görmemek gerekiyor.
O çok özel bir canlı… Kendi ağırlığından daha fazla yumurtayı bir günde yumurtlayabiliyor. Bu işi yapması içinde o kadar çok faktör var.
Aklı-evvel yaklaşımları da çok görüyoruz.
“X” ırk ana arı günde şu kadar yumurtluyor, “Y” ırk ana arı günde şu kadar yumurtluyor ve sonuçta “X” ırkı “Y” ırkını katlar…
Bu kadar sığ bilgiler derlenmiş çalışmaları bir de çizimlerle anlatılmaya kalkılınca “bilgisizlik” ışığı çizimin sağ alt köşesinde yanıp sönüyor.
En çok yumurtlayan ana arıyı verin bana sıkıysa yumurtlasın, yumurtlaması az ana arıyı verin bana sıkıysa yumurtlamasın…
Şuraya geleceğim.
Bir kolonideki ana arının yumurtlama fonksiyonları o kadar çok etken tarafından etkileniyor ki…
Bu etkilerin bazılarına biz arıcılar hükmedebiliyoruz.
Besleme, kovanı sıcak tutma, uygun ana arılarla ve güçlü kolonilerle çalışma gibi…
Etkileri yaparken de sonucunu keşke hemen görebilsek…
Erken uyandırma, besleme teknikleri gibi uygulamalarımızın karşılığını baharda alıyoruz ya da ben nerede hata yaptım deyip Muğla civarından arı arıyoruz.
Ayrıca sizin Mart’ta yumurtlama olayına takılma sebebimi siz tahmin etmişsinizdir. Şimdi bile yavru olan kolonilerin varlığını hepimiz biliyoruz.
Zaten kar altında koloni açma şansımız olmadığından yumurtlama fonksiyonlarını takip edemiyoruz.
Arıcıların takvim hesapları da yok…
Bir işçi arıyı doğarken göster arıcıya, bu ne zaman yumurtlandı diye hızlıca sor. Kem küm deyip durur…
Herşey bir tarafa bizler ileri tekniklerle koloni yönetimlerini öğreneceğiz. Başka yolu yok…
Besleme konusunda, çerçeve hareketlerinde, ana arı yetiştirmede ve bugün tartışıldığı gibi ilaç kalıntılarında ve hijyende en iyiyi ve güzeli araştıracağız.
Arı ürünlerinin fiyatı, satılması gibi konular daha kolay işler… Zaten bu konuları nedense elimizde olmayan ürünler hakkında konuşuyoruz. Elinde ürünü olan zaten bir şekilde değerlendiriyor. Ya da eninde sonunda değerlendirir. Bal olsun yeter ki en kötü veririz arıya tekrar.
Yine bir konuya değineyim.
Arıları ve yaşadıkları kovanları, insanlara ve yaşadıkları evlere benzetmemek lazım…
Nem ile ilgili ana arı kutularında yapılan değişiklikler konusunda bir arkadaşımız görüşlerini bildirdi.
Ana arı kutusunda fleksiglaslara delinen delikler evin çatısına delinen deliğin faydası kadar olur ancak… Bu yaptığınız yanlış hiç çatıya delik delinir mi nem gitsin diye…
Haklı olmalı…
O halde kovanlarımızı, “evlerimizde yaptığımız gibi” tabanları tel altlıklı yaparsak evde hiç temizlik yapmaya gerek kalmaz ve evdeki tozlar alt kata gidiverir…
İnsanlarda arı gibi olmalı ama sadece çalışkanlığı ve zekaları ile…