İthal Arı ırkları ve Verimlilik Sonuçları

Uzun yıllardan beri ülkemiz arıcısının zihninde yer etmiş bir bakış açısı var.

Özellikle arıcılığa yeni başlayan arkadaşlarımız, hiç bir şey yapmadan sadece arı ırklarını değiştirerek çok daha verimli sonuçlar alacaklarına inanıyorlar.

Bu inancı besleyen kaynakların neler olduğunu tartışmaya ya da bireysel atışmalara girip kalemimi kirletmeye niyetim yok.

Sadece özellikle ithal edilmiş ırklarla çalışınca, 4 kat arı 50 kg bal alabileceklerine inanan arkadaşlarımıza, bu ırklarla çalışıp da sezon sonunda aldığı sonuçları, açık yüreklilikle yayınlayan arıcı arkadaşlarımızın bloglarını okumalarını öneriyorum.

Arkadaşlarımızın bu yıl yaşamış oldukları tecrübe ve bunu paylaşımları, bir çok arıcının kafasındaki soru işaretinin giderilmesine yardımcı olacaktır.

Son 50 yıldır ülkemizde defalarca denenen ve yaşanan sonuçlar 2010 yılında tekrar teyit edilmiş oldu.

Tecrübenin en pahalı bilgi edinme yöntemi olduğunu bir kere daha anladık.

Kemalettin Şenocakın ilk kitabı 1950’li yıllarda basılmış. Bende 1970 yılı baskısı var.

Orada şöyle bir paragraf var, aklımda kalan şekliyle yazıyorum:

Bir çok arıcı arkadaşımız İtalyan arısına özendi ve ülkemize kaçak yollardan getirdi.

Fakat İtalyan arısından hem beklenen verim alınamadı hem de yavru çürüklüğü gibi hastalıklarla bu sayede tanışmış olduk.

Arıcılara önerim kendi bölgelerinin arılarıyla çalışmaları. Arıların özelliklerini iklim şartları belirler.

Örneğin çok çalışkan ve uysal olan Kafkas arısını alıp, İzmir’in sıcak bölgelerinde 3-5 sene besleseniz. Artık eskisi kadar çalışkan ve uysal olmadığını görürsünüz.

Kemalettin Şenocak 1950’li yıllarda bunları söylemiş. Tabi bu tecrübe o yıllardan bu yana binlerce kere tekrarlanıp durmuş, hala da denenip duruyor.

Bu sürecin böyle olmasının basit sebebi; kitapları ve bilimsel verileri okumamak, önemsememek. Bizden önce yaşamış nesillerin tecrübelerini ve bizlere aktardıklarını yok var saymak.

Sayın Çakır Bey;
Elin adamı yıllardır bizden götürür,biraz makyaj bize geri gönderir.Hollanda laleyi götürdü köşeyi döndü.Biz yılda bir Emirganda lale festivali yaparız.Şimdi kaldımı bilmiyorum.Bambus arılarını ucuza götürürler.Bize satarlar.Maden öyle.Toroslarda mağara içine desti ile gömülüp olgunlaştırılan peyniri Fransız alır,fabrilasyona çevirir.Afedersiniz o güzelim Kangal köpeğini bile götürdüler.Kangalı Antalya sıcağına götür veya devamlı zincirle ölür.Elimizdeki imkanları ıslah edelim yeter.Şu memleketin kıymeti biline.Selamlar,saygılar hepinize.

geçen pazar sağım yaptım 19 - 09 -2010 tarihinde
italyanlar yerli arılarıma göre yarı yarıya az bal verdi hatta muğla sarısı kırmaları bile yerli arılarımın yanına bile yaklaşamadı. yerli arı diyorum ama bende pekte emin değilim, bu yörede yerli arımız nedir bilmiyorum. sadece tire ödemiş yöresinde bulunan arı çeşidi, sarı siyah ve anaları biraz kırmızıya dönük renkte. cok güzel yavru ve bal yapıyor maşallah.
ilk sagımda ortalama 4-5 kilo bal almıştım 25 ağustos gibi. bu sağımda 5-6 ortalamayla bal aldım eger sağım yapmazsam yavruya yer kalmıyor arılarım 5-7 çıtaya tam basıyor.
izmirde havalar çok sicak gittiğinden ve nektar olmadıgından bu sene arılar gelişemedi. dün yani perşembe günü baktım 2 çıta bal olmuş gözleri doldurmuş tekrardan. çamda daha balsara yapmadı hafta sonu yağış varmış inşallah balsara gelişir.

İnternetin yaygınlaşmasıyla beraber, arı ırkları da arıcıların gündemini oluşturuyor.

Üyelerimizin bildiği gibi, forum olarak elimizdeki bilimsel verilere dayanarak, en verimli arıcılığın bölgesel ırklarla yapılabileceğini savunuyoruz.

Ülkemizde çok farklı iklim kuşakları ve bunlara adapte olmuş çok farklı arı ırkları var.

Çeşit çeşit özelliklere sahip olan bu ırklarımızı kötülemek için, bazen oğula eğilimleri, bazen hırçınlıkları ön plana çıkartılıyor.

Ülkemizde hırçın hatlar elbette var. Fakat bütün ırklarımız böyle değil, çok sakin hatlarımız da var.

Örneğin benim köyde arıcılığa başladığımda aldığım ilk arılar Afrika arılarına rahmet okutuyordu. Aşağıdaki resimde körük üzerinde saplı iğneler bir fikir verebilir.

http://2.bp.blogspot.com/_19m-4ARkT_A/RbupU4kVlVI/AAAAAAAAAAM/1bGe9hA448Q/s1600/koruk.jpg

Söndüklerinde çok sevinmiştim.

Benim köyümden kuş uçuşu 20 km uzaktaki bir arıcı arkadaşımızın arıları ise bambaşka özellikler gösteriyordu. Tabi yıllar sonra tanıştığımız için, ilk arıları ondan alma şansım olmamıştı.

Arif Uysal arkadaşıma arıları dedesinden kalmış. Civarda başka arıcı yok. Şimdiye kadar dışarıdan herhangi bir şekilde arı girişi olmamış.

Aşağıdaki resimleri 2007 Temmuz ayında çektim.

http://3.bp.blogspot.com/_19m-4ARkT_A/RqO9N_CG4zI/AAAAAAAAAWg/6m5yNLv8x6M/s1600/yenipazar3.jpg

http://2.bp.blogspot.com/_19m-4ARkT_A/RqO9evCG42I/AAAAAAAAAW4/jCLvJILCgPk/s1600/yenipazar6.jpg

Fotoğraflarda görüldüğü gibi, internet medyasında çokça reklamı yapılan maskesiz çerçeve çekmek ve poz vermek için illaki ithal ırk olması gerekmiyor.

Aşağıdaki fotoğrafları da 2010 Mayıs ayında çektim. Avuçla alınıp kovaya konulabilen arılarımız da yerli.

http://public.blu.livefilestore.com/y1p4hBA6GA73B8MlyFWlE1Tcf1YvYlwhKm34YByjLkLDlul59BtiGk6CXVfs2eSyqZ4pMnAIStOyb7_KKjaHwncgQ/DSCI1638.JPG?psid=1

http://public.blu.livefilestore.com/y1p9IMYcDb-ACeNFlgkQ4jyuwxGgV3RxetjLLSdE4Z_EK-0_ZTV8UKzmBbOo_9Z1dappqDKxdUf5IStVq5gyJI_qA/DSCI1632.JPG?psid=1

Aşağıdaki görüntüler ise 2010 yılına ait. Yine Arif Uysal arılığında çekilmiş.

http://public.blu.livefilestore.com/y1p66ZOuMwjfiTa6lZ8m3iAsEYaPfrGj0xPJfaLtqkoR0JRwYBZTh6mHv3KTNgCNyDqOt2ZgUSdgQXrz1CrNnKNvA/DSCI1780.JPG?psid=1

http://public.blu.livefilestore.com/y1pLXfkbdZUzyGW53NCZi3Zi--WkESTBGxjgwY_HufiAD82VF2AOxqCxVK5CdqTm8rXTbM4o-JqOo5xcwcn6nrLyw/DSCI1778.JPG?psid=1

Bu da aynı arılıkta, bakımı ihmal edilmiş, ballığa çıta konulması unutulmuş bir kovanın kendi kendine yaptığı işlem.

http://public.blu.livefilestore.com/y1pQ-fktBiS1Cwqy1NFDWvBP2Sj6pAJblgpAlgJiUYYCXwz-k-I68JC1L23IvZg5QAAl_1Y4lLX55nml7Tgb8U7AA/DSCI1785.JPG?psid=1

Bölgedeki arkadaşlarımız yöresel ırklarından çok memnunlar ve son 3 yılda öğrendikleri arıcılık teknikleri ve koloni yönetimi sayesinde de çok verimli sonuçlar alabiliyorlar.

Bir adım daha attılar, kendi bölgelerinin ırkını korumak için dışarıdan farklı ırk arı girişine izin vermiyorlar. Bunu resmileştirme ve devlet kurumlarının desteğini alma çalışmalarını da başlattılar.

Görüldüğü gibi, sakinlikse sakinlik, bal ise bal hepsi yerli arılarımızda mevcut.

Sağlam bir koloni yönetimi ile çok verimli sonuçlar almak zor değil.

En büyük avantajı ise, dışarıya bağımlı olmadan kendi imkanlarınla sürdürülebilir arıcılık yapmaya müsait olmaları.

Kendi çevrenize de bu gözle bir bakın, ne büyük hazineler keşfedeceksiniz.

Resimlerde problem var sanırım…

  1. Açıklama…

Pardon hata bendeymiş…

En büyük yaptığımız hata ise şu…

Sayın Mesk’in yazısı üzerine yazıldığından üzerine alınmasın lütfen.

Bir yerde bir arı hakkında olumlu görüş bildirildiğinde hemen inşallah bizde ediniriz tavrını takınıyoruz.

Başarılı arıcılık için bizim kontrol edebildiğimiz etkenler kadar, edemediğimiz etkenlerde çok önemli…

Başarı için ırk tek başına bir etken olmadığı gibi başarılı olmak için iyi bir enstrüman sadece…

Ancak başarıyı bir ırka bağlamak sadece işportacıların göstereceği tavırdır.

Yerli ırklarla başarılı çalışmanın yolu da o başarılı ırklardan edinmekle olmuyor…

Uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor.

İşportacılar genelde mayaladıkları yoğurtları tutmadıkça opsiyon değiştirirler…

Yakında sert yerli arıların çok sakin ithal ırklarla melezlenmiş kullanma melezlerini tezgaha koyarlarsa hiç şaşırmayın.

Sayın Çakır Bey;
Arif UYSAL kardeşimizi kutlarım.Bir işi severek yapacaksın.Simasından mutluluk akıyor.Birde arka plana baktım.Emgebeli ve floraya uygun arazi yapısı var gibi.Sizin ve Ali kardeşimizin köylerinizi merak ettim.Nerede,nereye bağlı.Ana arı üretip satamazmı.Hititlerden,hatta daha öncede olabilir,bu memlekette arı ve bal varmış.Eldeki güzellikleri değerlendirmek gerekir ve zorunludur.Teşekkür ederim.
http://img218.imageshack.us/img218/6842/0802anatolia.jpg

Anatolian bee.

Benim arılar bana yetiyor.Floramızda öyle ahım şahım değil.Hedef güçlü kovan.Sizlerle tanışmak şevk verdi.Ufkumu dahada genişletti,sağ olun.

  Körüğün  üstündeki  iğneleri  görünce  çok  şaşırdım. Bu  arı  tarlada  bahçede  iğnelemediği

kimse bırakmaz. Böyle bir arım olsaydı komşularla kavgalı olurdum herhalde.

Arıcılığın ilkbaşlarında pes etmemek, arıcığıda öğreneyim diyorsak bence ; sakin , saldırğan

olmuyan , bir ırkla başlamak olumlu bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Yoksa stajın

daha başındayken pes ederdim , staja devam .

                                                       Selamlar...Saygılar  olsun...

Sayın Hatkobi,

Ben Bilecik Gölpazarı Akçakavak köyündenim. Ama ikametgahım İstanbul. Bayramlarda ve yıllık izinlerde köye gidebiliyorum.

Arif arkadaşımız ise Bilecik Yenipazar kasabasından. Çok sapa bir yer olduğu için bölgeye dışarıdan arı girişi olmamış. Arıcılığa çok meraklanan da bulunmadığı için, dedesinden kalan arılar bu güne kadar varlığını sürdürmüş.

Arkadaşımız ana üretip satabilir. Fakat sürekli vurguladığımız şey burda da geçerli.

Bizim ülkemiz iklim ve arazi şartları açısından çok kısa mesafelerde çok büyük farklar içeriyor.

Örneğin benim köyümün rakım 900 metre. Ama 7 km ötemizdeki başka bir köy 300 metre rakımlı.

7 km lik farkta mevsimler ve bitki örtüsü inanılmaz derecede farklılaşıyor.

Bir bölgeye adapte olmuş ve orada çok başarılı olan bir arının, başka bir bölgede de aynı başarıyı gösterip, neslini devam ettirebileceğinin hiç bir garantisi yok.

Büyük bir beğeniyle ve büyük bir umutla alırsınız. 6 ay sonra bakarsınız ki elinizdeki arılar da gitmiş.

Arıcılık dünyasında bunun bir çok örneği yaşandı, yaşanıyor.

En garantili yöntem, zaten kendi bölgenizde arıcılık yapılıyorsa, uzun yıllardan beri o bölgede varlığını sürdüren arılardan edinmek.

Böylece almış olduğunuz arının, o bölgeye uyumunu ve neslini devam ettirmesini garanti altına alıyorsunuz.

Verim alıp almamak ise tamamen arıcının yapacağı uygulamalarla ilgili.

Sayın Şeref Korkmaz.

Malesef arıcılığa böyle arılarla başlamak zorunda kaldım. Üstelik etrafımda yardım alabileceğim hiç bir arıcı da yoktu.

İlk arı kovanını Nizamettin Kayralın kitabını defalarca okuyarak açtım. Tabi ilk tecrübenin perişanlığını anlatmama gerek yok :))

İşin içinde acemilik de var. Ben arı bakmaya başladığım zaman, 200 metre civardakiler zıplamaya başlıyordu.

Sayın hatkobi,

Hititlerden önce de bu topraklarda arı varmış cümlenizi kaçırmışım.

Balarısı yeryüzünde varolduğu dönemlerden beri, Anadolu üzerinde varlığını sürdürdüğüne dair bir çok bilimsel kanıt var.

Balarısının yeryüzünde ilk varolduğu yer hakkında 3 tane teori var. Bu teorileri destekleyen bilimsel veriler de var.

3 teorinin ortak özelliği ise, hepsinde de Anadolunun çok önemli bir yer tutması.

  1. Balarısının Asya, Hindistan kökenli olduğu teorisi. Bu teoride Anadolu balarısının Avrupa ve Afrikaya yayılmasında en önemli geçiş güzergahlarından birisi.

  2. Balarısının Afrika kökenli olduğu teorisi. Bu teoride de yine Anadolumuz balarısının Afrikadan diğer bölgelere yayılmasında çok önemli bir köprü görevini üstleniyor.

  3. Teori ise balarısının yeryüzünde görüldüğü ilk yerin Anadolu olduğu teorisi. Anadoluda kendi bölgelerine uyum sağlamış çok farklı ırkların bulunuşu ve genetik özelliklerinin dünyadaki bir çok arıdan daha zengin olması bu teorinin en büyük destekçisi.

Çok teşekkür ederim.Bende ilk arıcılık kitabını Malatyaya oğlumu görmeğe gittiğimde merhabalaştığım birinden satın almıştım.600 küsür sayfa.N.Kayral Beyin.
Benide epey soktular.Şimdi davranış şekline alışınca nadiren vuruyorlar.
Eskiden Bursa yolu Bilecikten geçerdi.Bence arıcılık için arazi yapısı uygun.Esen kalın.

  Sayın : Murat  Çakır  hocam

İyiki arı sevgisi ve sevdalısı olmuşsunuz , yoksa bizler bu bilği donanımından yoksul kalırdık.

Tabiki benim gibi yeni olanlar , arıcı olmaya çalışanlar , hazır bilği al uyğula aklına takılanı

sor, cevabını gör. Birde bazen okuyorum , benim soruma hala cevap yokmuuuu , diye serzenişte

bulunuluyor. Diğer hocalarımıza teşekkürler olsun .

                                                                      Selamlar..Saygılar ...

Arıcılıkta yeni olan arkadaşlar arının cinsine,soyuna,sopuna pek fazla takılmasınlar.Arıyı iyi yetiştirip,arıyı yönetme konusuna yoğunlaşsınlar.
Arının soyu,sopu önemli değilmi? Tabiki önemli ama ilk yıllarınızda arının anasının genç olmasını ,istikrarlı beslenmesini,bal sezonuna güçlü bir mevcutla girmesini,oğula gitmeden kat vermeyi sağlayın ,YANİ İYİ YÖNETİN yeter.Mevsim de iyi giderse yüzünüzü güldürür.Gerisi sonradan gelir.

Birinci sayfada Murat beyin körüğüne saldıran arı gibi bendede bir kovan var.Ama 90 küsür arı içinde bir tane.Diğerlerinin hiç biri o gibi davranmıyor.Mubarek hayvan sanki kedi gibi.Kovanı açar açmaz ne kadar arı varsa her tarafıma sarıyor.Arılıkta gezerken aniden gelip sokanlarda bu kovanın arıları olsa gerek.Çünkü sokmak için gelirken bile kıvrılarak geliyor ve hemen iğneyi batırıyor.
Önceki yıllardada böyle arılarım oldu.Analarını değiştirince sorun halloldu.
Yani böyle bir durumda ana değiştirmek kesin çözüm oluyor.Tavsiye ederim.

Sayın Mesk,

Bu arıyı tavsiye etmek için yazmadım. Özellikle ithal ana satıcılarının internet üzerinde yerli arının olumsuzluklarını anlatan propagandaları var. Farklı bölgelerdeki yerli arılarımızın da üstün özelliklerinin olduğunu göstermek amacıyla örnek olsun diye yazdım.

Ana arı satıcıları öyle propaganda yapıyor ki, arıcılar kendi ellerindeki arılardan şüpheye düşüyor.

Örnek verdiğim Arif Uysal arkadaşımız da ilk tanıştığımda böyle şüpheler içindeydi.

Kafkas ırkının çok methedilmesinden etkilenmiş ve kendi arılarının ırkını bu ırkla değiştirmek istiyor ve güvenilir ana alabileceği yer arıyordu.

İlk işim onu bu fikirden vazgeçirmek oldu. Ana arı üretmeyi öğrenip, bütün kolonilerin analarını gençleştirince yaptığı arıcılığın seyri de değişmiş oldu.

Elbette elimizdeki arıların genetik özellikleri önemli. Sert, hırçın, hastalıklara karşı zayıf, yaşama gücü az arılarla verimli arıcılık yapılmaz.

Fakat böyle arılarla çalışmak için illaki yurtdışından ya da kendi bölgemizin dışındaki belli merkezlerden ana arı almamız gerekmiyor.

Ülkemizin bir çok bölgesindeki arılar zaten genetik olarak üstün özelliklere sahip.

Sayın Emekli,

Bu tür saldırgan arıların en büyük özelliği, alarm kokusunu da fazla yaymaları.

Eğer arılıkta böyle bir kovan varsa, bu kovan saldırmaya başladığında yaydığı kokudan, yakınındaki diğer kovanlar da etkileniyor ve alarma geçiyor.

Sadece 1 kovanın yaydığı alarm kokusu yüzünden, bir çok kovan saldırganlık davranışı gösteriyor.

Genelde probleme neden olan kovan anası değiştirildiğinde ya da başka yere götürüldüğünde, arılıkta genel bir sakinlik yaşanıyor.

Ama Allah hiç bir acemi arkadaşımıza böyle bir arı denk getirmesin. Ben çok zahmet çekmiştim.

Hayırlı günler.Böyle saldırgan arı meskun yerde veya yakındaysa orada bulunanlarıda tedirgin eder ve tehlikelidirde.Şikayete konu olur,diğer arıcı arkadaşlarınada zararı dokunur.Tedbirde kusur etmemeli derim.Esen kalın.

Yurtdışından getirilen ana arıların en öne çıkarılan özellikleri nedir?

Çok net biçimde sakinlikleri…

Bunu empoze edebilmek için gerekirse iç çamaşırları ile arılıkta fotoğraflar özel olarak çekilir…

O kadar sakin ki… İç çamaşırlı fotoğraflar sonrasında biraz daha gaz verilse neler olacağını tahmin etmek o kadar zor değil yeter ki sakinliğine inanılsın.

Bu sakinlik anlatılırken, ters hamle ile yerli arıların çok sert olduklarını öne çıkarmak gerekir…

Çok güçlü kışladığı iddia edilen ama baharda hayal kırıklığı yaratan ithal ırkları desteklemek amacıyla gelen yerli arıların sertliğini çeşitli kereler bastıra bastıra gündeme getirmeli ki ithal ırkların sakinliği zedelenmesin.

Arif Uysal abiyi bende yakınen tanır ve benim arıcılık kapasitemi arttırmaktaki katkısını ömrüm boyunca unutamam.

Zaman zaman arılıklarda buluştuğumuzda kolay kolay maske takmadığını müşahade ettik. Alışkanlıkları devam ediyor… Yerli arılarla çalışmasına rağmen bu şekilde çalışan çok fazla arıcı mevcut.

Ancak olayın içine illüzyon ve $ girdiğinde sanal alemde çok kolay bazı şeyler. İşportacılar gibi ithalin sakinliğini ve yerlinin hırçınlığını öne çıkarmak…

Bizlerde yazıyor ve çiziyoruz ama manipule yapmayı aklımızın ucundan geçirmedik…

Elimde öyle çektiğim fotoğraflar var ki bu fotoğraflarla sakinlik konusunu işlesem, vay be denir ama kazın ayağı öyle değil…

Beni tanıyanlar bilir, arıcılığa dayımın sayesinde çocuk iken bulaştım ve Allah onu başımızdan eksik etmesin hala her türlü desteğini görüyoruz…

Dayım tam bir gelenekçi… Hala sepetlerden çıkan oğullar ile arılığını gençleştiriyor…

Yani arıların ırkları bizlerin deyimi ile F-1 , F-2 değil belki de F-100…

Ama başarıyı yakalıyor finalde. Çünkü bölge avantajları çok fazla…

Şurada 1 hafta önce dayımın kovanları kontrol ettiğimizde dayımın bir kovanında olan varroa bizim komple arılıkta yoktur ama sorun yok işte…

Dayımın maske taktığı zaman sayısı o kadar azdır ki…

Yani bu arılarının çok sakin olduğu anlamına mı geliyor?

Hayır.

Doğru zamanda, doğru işler yapmaya geliyor…


http://img188.imageshack.us/img188/7919/halil1.jpg

20 yıl öncesi… Bal hasadındayız… Maske çıkararak fotoğraf çektirmek o zamandan beridir modaymış.

Genelde fotoğraf çektirirken nedense maskeyi çıkartma taraftarıyız Türk arıcıları olarak…


http://img525.imageshack.us/img525/4861/img2562fg.jpg

Bu da benim sert arılardan… Sıcak havada kapı önüne sakal yapmış arılardan avuç avuç alsanız ne olur ki…


http://img408.imageshack.us/img408/715/img2573p.jpg

Velhasıl kelam illüzyonlara pek kanmamak gerekir…

Finale bakmak lazım…

<<<Arif Uysal abiyi bende yakınen tanır ve benim arıcılık kapasitemi arttırmaktaki katkısını ömrüm boyunca unutamam.Zaman zaman arılıklarda buluştuğumuzda kolay kolay maske takmadığını müşahade ettik. Alışkanlıkları devam ediyor… >>>>

Halil bey,arkadaşın soyadının anlamı arılarına yansımış olmasın,mal sahibine benzemezse,haramzadedir derler :smiley: nedersiniz?

Sevgili Halil,

Sonuçta ticaret ve pazarlama meşru nafaka temin etme yollarından. İşin bu kısmına hiçbir şey diyemeyiz.

Forum izleyicileri de, yazmış olduğumuz yazılara bakarak insanların ticaret yoluyla nafakalarını kazanmalarını eleştirdiğimizi sanmasınlar. Zaman zaman bu konuda yanlış anlaşılmalar oluyor.

Ayıp edilen nokta, sırf birşeyi satabilmek adına engel gördüğün herşeyi kötülemek ve bir yafta yapıştırmak, kişilere iftira atmaktan kaçınmamak.

Eleştirdiğimiz nokta burası.

Kendi sattığının dışındaki herşeyi kıyasıya eleştirmek, dünyadaki en iyi ürünün sendeki olduğunu iddia etmek, ucuz ticaret. Senin deyiminle işportacılık.