Arıcılık Terimleri Üzerine Görüşler, Eleştiriler ve Öneriler

Çiçektozu: Çiçeklerin erkek üreme organının (stamen'in) tepe kısmındaki başcık (anter) üzerindeki erkek üreme hücreleri topluluğu, ya da "erkek üreme tanecikleri".

O zaman “Çiçek Dölü” demek lazım :slight_smile:

Arı mumu bana çok mantıklı gelmedi. Çünkü propolis görüntü, kıvam, elastikiyet ve yapışkanlığı itibariyle, mumdan daha çok sakıza benziyor. Arı sakızı denilse, daha tanımlayıcı.

Çiçektozu tek bir hücre değil diye düşündüğüm için doğuyor bu karmaşa. Yoksa tek hücre mi?

Eğri mum terimini savunabilmek için “arı sakızı” aleyhinde bir veri bulamadım. :slight_smile:
Bence de uygun.

Anlaşıldı.

Çiçektozu : Arıların bitkilerden toplayıp protein kaynağı olarak kullandıkları, bitkilerin erkek üreme hücreleri.

Arı sakızı nı tanımlayıp, Propoliside Bkz.Arı sakızı yazıyorum.

http://img641.imageshack.us/img641/7081/adszpwp.png

http://img809.imageshack.us/img809/3148/atsd1.png

http://img845.imageshack.us/img845/2183/atsd2.png

Diyastaz ???

Diastaz olmasın…


Doodlittle emin değilim, bakılmalı…


Deli balda da “zehirlenme” ifadesini değiştirsek…

Diastaz yabancısı, Diyastaz yerli. :stuck_out_tongue:

İnternette aratınca ikiside çıkıyor, aslı diastaz olabilir, ikide kullanılıyor gibi.

http://www.saglikterimleri.com/586-diyastaz-nedir.html


Doolittle olarak değiştirdim.


Deli bal : Arıların, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde doğal olarak yetişen orman gülü(komar) adlı bitkinin nektarından ürettikleri, az yendiğinde şifalı olan, çok yenilmemesi gereken bal.

Olarak değiştirdim.

Çok güzel bir sözlük çıkıyor ortaya.

Emeğinize sağlık.

Önce kısım kısım çevirelim, tanıma sonra hep birlikte varalım.

Kaynak :http://www.fao.org/docrep/w0076e/w0076e14.htm

Arısakızı, arıların değişik bitkilerin özellikle çiçek ve tomurcuklarından topladıkları reçinelerle balmumunun çeşitli oranlardaki karışımıyla meydana gelir. Arıların tarlacılık davranışları gözlenebilene kadar, bu reçinelerin kaynağı bilinmiyordu. Sonraları tomurcuk ve çiçeklerdeki reçineleri çeneleriyle (mandible) sıyıran ve tıpkı çiçektozu gibi, reçine parçacıklarını arka ayaklarındaki sepetçiklere yerleştiren arılar gözlendi. Reçinelerin toplanması ve şekil almasındaki üretim sürecinde, bu maddelerin balmumu ve ağız sıvısı (tükürük mü desek?) ve benzeri salgılarla karıştığı varsayılabilir.

İşçi arılar, tüm bu reçineleri yuvanın içindeki uygun olmayan boşlukları veya petek aralarını doldurmak, petekleri onarmak, kovandaki ince çatlakları doldurmak, kovan girişini genişliğini ayarlamak, kovan içinde ölen ve kovan dışına taşıyamayacakları büyüklükteki böcek ya da hayvanları kaplamak ve hepsinden önemlisi, çok az miktarda arısakızı kattıkları balmumu ile yavru gözlerini sırlamakta kullanırlar. Bu kullanım biçimleri, arısakızının antibakteriyel ve antifungal özelliklerinden dolayı arı ailesine hastalıklara karşı önemli destek sağlar. Arısakızının arıların önemli hastalıklardan olan Amerikan Yavru Çürüklüğünün etkeni olan Basillius larvae bakterisini öldürdüğü kanıtlanmıştır. (Mlagan ve Sulimanovic, 1982; Meresta ve Meresta, 1988) Arısakızı, bu özelliğinden dolayı, gelişimini sürdürmekte olan yavrulara hastalık bulaşmasını ve kovan içinde ölen canlıların kalıntıları üzerinde bakteri üremesini engellemeye yardımcı olur.

Arısakızının bileşimi, arıların erişebildiği bitki türlerine göre değişiklik gösterir. Rengi, kokusu ve muhtemelen tıbbi özellikleri kaynağa ve mevsime göre değişiklik gösterir. Bunun yanında, arısakızı toplama davranışı arılara ve arı ailelerine göre değişiklik gösterir. Kimi kovanlar, çerçeveleri kaldırmaya imkan vermeyecek ve arıcıyı dehşete düşürecek kadar çok arısakızı toplayabilir.

Arısakızı toplama davranışı sadece Apis Mellifera türüne özgüdür. Asya arıları arısakızı toplamazlar. Sadece Meliponine ya da iğnesiz arı olarak bilinen tür benzer biçimde yapışkan reçinemsi maddeleri toplamakta ve bununla yuvasını sağlamlaştırıp bal ve çiçektozu koyduğu çanakçıkları yapmaktadır. Bununla birlikte, burada sadece balarılarının ürettiği arısakızı ele alınmaktadır.

Apis Melliferanın doğal yaşam alanı olan bölgelerde, bu çok yönlü maddenin farklı geleneksel kullanım alanları ortaya çıkmıştır. Eski Yunan ve Romalılar arısakızını ciltteki abseleri tedavi etmekte kullanırlardı ve çeşitli tıbbi reçetelerde de yer alırdı. Eski Mısırlılar ve Afrikalılar da arısakızının tıbbi değerini biliyorlar ve ilaç olarak kullandıkları gibi, çok farklı alanlarda da kullanıyorlardı. Günümüzde de bu coğrafyada tıbbi kullanımının yanısıra davulları sesini akort etmek için yapıştırıcı olarak, su kaplarının çatlaklarını onarmak, kütükten oyularak yapılan sandalları kalafatlamak gibi onlarca alanda kullanılmaktadır. Ortaçağın ünlü keman yapımcısı Stradivarius’un kemanlarını kapladığı özel verniğin bileşimine girdiği bile saptanmıştır.

Yarın: Arısakızının fiziksel özellikleri

“el demirinin” yanına, daha geniş anlatım için.
“arıcı el demiri” olabilirmi?

TDK uzun yıllardan beri bileşik sözcüklerde sıkıntı yaşıyor. Geçenlerde Cahit Bey de belirtmişti; kimi sözcüklerin neden ayrı ya da bileşik yazıldığının cevabı yok diye…

Aslında, TDK Sözlük Kolu’nun 80’lerin sonunda koyduğu bir yazım kuralının sonucunda çıktı bütün keşmekeş… Yerleşmiş bileşik kelimeler dahi bu kurala uysun diye ayrık yazılınca TDK dâhil herkes dağıldı.

Kural basit ve kullanışlı gözükmekle birlikte, yerleşmiş kelimeler, örneğin meyanbalı neden yazım kılavuzunda ayrık yazıldı sorusunun cevabını barındırmıyordu. Peki, günümüzde de geçerli olan kural neydi?

Eğer bir kelimeyi meydana getiren iki ya da daha fazla sözcükten en az bir tanesi asıl anlamını kaybederek başka bir anlam kazanıyorsa bu sözcük bileşiktir; bitişik yazılır. Eğer kelimeyi meydana getiren sözcükler asıl anlamlarını koruyorsa ayrık yazılır…

Bu durumda çiçektozu, arısakızı, eldemiri biçiminde yazmak gerekir. Toz, sakız, demir kelimeleri asıl anlamlarının dışında kullanıldığı; yeni ve farklı bir anlam kazandıkları için…

Herkese candan merhaba!
Bakıyorum da herkes gene harıl harıl arılar gibi çalışıyor. Herkese çalışmalarında kolaylıklar ve sağlıklı günler diliyorum. Kenan Beyin eline sağlık der, arıcılık terimleri ile ilgili bir anımı ben de burada paylaşmak istiyorum.
İki ay kadar önce bir göz doktoruna gitmiştim. Doktor Kazakistan Türklerindendi. Konuşma sırasında arı ürünlerinden; propolisden de söz ettik. Propolisi tanımadığını söyledi. Propolisi tanımlayınca “Haaa, arısakızı, karasakız… Ben devamlı kullanırım.” Dedi ve ekledi: “Bizim Kazakistandaki Türkler arı sakızı derler.”
Çocukluğumda köyde su taşıma kabı olarak, su kabağı, bakır güğümler, helkeler kullanılırdı. Bu kaplar düşüp delinince delikleri sakızla sıvanırdı.
Küçük delikleri sakız ile sıvamak…Bizim sakızlar, çam, ladin, katran ve menengiç reçinesinden yapılırdı. Belki de atalarımız bu küçük delikleri sakızla sıvama işini arılardan esinlenerek bulmuşlardı.
Arı tutkalı filan derken… Taş yerine oturmuş. Arısakızı anlamlı ve güzel.

Ali bey,

Bizden de candan bir hoşgeldiniz!

Anlattığınız hatıraya bakılırsa “arısakızı” diyerek hedefi 12’den vurmuşuz.

Forumun arı ürünleri bölümünde propolis kelimesini arısakızı olarak değiştirdim.

Yazılarımızda bu ürünü arısakızı olarak kullanırsak, belli bir süre sonra propolis kelimesi unutulur gider.

Önder Bey, elinize sağlık bu konuya da açıklık getirilmesi iyi oldu. Ben de benzer bir açıklama yazmak istiyordum. Örnekleri bari yazayım:
“Çocuklar plastik çiçekler çok tozlanmış.”
"Çiçek tozlarını ben aldım öğretmenim." Çiçek tozu… Anlam değişmemiş. Ayrı yazılır.
"Prostat rahatsızlığıma karşı çiçektozu kullanıyorum. " Çiçektozu… Anlam değişmiş. Söz edilen toz değil, bir besin. Bitişik yazılır.

Kesinlikle katılıyorum. Ve daha değişmesi, daha anlamlı hale gelmesi gereken bir hayli sözcüğümüz var.

Ali Bey, Merhaba ve Hoşgeldiniz!

Sizin yayladan dönmenizi bekleyenler az değildi.
Ben de öncelikle “yarıkovan” önerim hakkındaki görüşlerinizin ne olabileceğini merak ettiğim için ikinci kez hoşgeldiniz diyorum.

Görüş Ali beye sorulmuş ama, ben de kendi görüşümü yazayım :slight_smile:

Yarıçap deyince çapın tam yarısını anlıyoruz.

Fakat ruşet dediğimiz şey, kovanın tam yarısı değil.

3 çerçeveli olanı var, 4-6 çerçeveli olanları da var.

Bir de yarıkovan kelimesi fonetik olarak, niyeyse bana bir garip geliyor.

Kelimeyi bir kaç kere tekrarladığımda, YARIK OVAN şeklinde telaffuz ettiğimi farkettim.

Sesli-sessiz harf uyumu Türkçe’ye uygun değil mi acaba?

Hemen bir askerlik hatırası anlatayım :slight_smile:

Yeni askerken, uzun dönem bölüklerin G3 hakkındaki bir muhabbetlerine şahit olduk.

“Ala Forte Foni” diye bir parçadan bahsediyorlardı.

Kendi derslerimize başlayınca, Ala Forte Foni teriminin aslının, Alev Örten Huni olduğunu öğrenip epey bir gülmüştük.

Bu terimleri belirlerken, sürekli söylendiğinde, zamanla halk arasında söyleyiş değişikliğine uğramayacak şekilde olmasına da dikkat etmek lazım.

Murat Bey,
Siz en son önerimi dikkate almamışsınız.
Sanırım ilk gördüğünüzde çok hoşlandınız (nasıl kendimdenyana iyiye yorma ama) ve
gereğinden çok tekrarladınız. :slight_smile:

Yarıkovan zaten beş çerçevelik kovanı ifade ediyor.
Beş çerçevelik kovancık demekten daha iyi değil mi?

Yarımkovana da razıyım; o da gül hatırınız için. :slight_smile:

Neyse ki Y harfine daha var.

Ben yarım kovan yazmıştım ama… :slight_smile:

Kendisi yarım, fakat iki kelime…
Gelin şunu yarı yapalım tek kelime olsun…

Her ne olursa olsun, propolisi yendikten sonra ruşeti mi yenemeyeceğiz?