Yukardaki tanım önerimi biraz değiştirmek gereği duydum:
invert şurup***invert şekerle hazırlanan şurup.
invert şeker***sakarozun çeşitli hidroliz yöntemleriyle kendisini oluşturan glukoz ve fruktoza parçalanması sonunda elde edilen şeker (glukoz ve fruktoz) karışımı.
Şurup dendiğinde ilk aklımıza gelen “sakaroz şurubu” polarize ışığı sağa çevirirken invert şurup polarize ışığı sola çevirir.
Bu nedenle sakaroz için uygulanan hidroliz işlemine inversiyon; elde edilen glukoz-fruktoz karışımına da invert şeker denir.
Yani invert kelimesindeki dönme, tersine dönme, polarize ışığın sağa değil de sola dönmesini ifade ediyor.
Formik asit : Organik asittir.Özellikle arıcılığı gelişmiş ülkelerde organik bal üreticileri tarafından, varroa zararlısı için yaygın olarak kullanılmaktadır. İlkbaharda nektar akımı döneminden en az 15 gün önce ve sonbaharda bal hasatından sonra kullanıldığında bal ve bal mumunda kalıntı bırakmadığı araştırmalar sonucu belirlenmiştir. Kullanımı arıcı için tehlikeli olabileceğinden, güvenlik tedbirleri alınarak kullanmak gerekir.
Sözlükteki uzun metinler ve uzun cümleler ile ilgili düşüncem ve önerim:
Sözlük, güzel bir çalışma olacak. Buna içten inanıyorum. Sözgelimi arısakızı ile ilgili arkadaşlarımız görüşlerini belirtmişler ve içeriği aynı olan üç ayrı metin yazmışlar. Ellerine sağlık. Konuyla ilgilenen bir arkadaşımız metni okuyunca kolayca anlayabilir.
Ben metinleri ilk okuyunca ben pek bir şey anlayamadım. Dalmışım galiba. Sonra bir daha okudum. O zaman neden daldığımı ya da neden bir şey anlayamadığımı anladım. Aklıma orta ve lise günlerim geldi. Türkçe öğretmenlerimiz roman ve hikâye okuma ödevi verirlerdi. Roman eğer uzun cümlelerden kurulmuşsa sıkıcı gelirdi. Uzun cümlelerin sonuna gelinceye kadar baş tarafını unuturduk.
Bazı romanlar ise daha sade; kısa cümlelerle Arada konuşma bölümleri de vardı. Bu romanlar ise akıcı gelirdi.
Günümüzde köylerde bir mahkeme kararı gelince “Al’efedi şunu bir de sen okuyuver bakayım, ne demek ister?” diye sorduklarına çok rastladım. Genellikle ben de bir şey anlayamam. Çünkü teknik sözcükler bir yana, bazen yarım sayfa bir cümledir.
Eğer sözlükten faydalanmasını beklediğimiz hedef kitlemiz forumu ziyaret edenlerden çokça yazan ilk 50 kişi ise bu anlatım normal. Uzun metinler bilimsel ağırlığı olan sözcüklerle ve uzun cümlelerle de anlatılabilir. Ama okumuşluk seviyesi düşük olan daha çok kişinin faydalanmasını bekliyorsak bu anlatım ağır. Diğer uzun metinler daha sade ve daha kısa cümlelerle yazılmalıdır diye düşünüyorum.
Arkadaşlarımın anlatımlarını beğeniyorum. Ama madem sade olmalı dedim, madem kısa cümlelerle de anlatılabilir dedim. Kısa cümlelerle anlatılırsa anlaması daha kolay olur dedim…
Aynı metni kısa cümlelerle yazıp ekliyorum.
Benimki bir düşünce. Kabul görse de görmese de çalışmamız devam edecektir. Farklı düşünceleri olanların da düşüncelerini söylemesinde fayda vardır. Bazen birimizin aklına gelmeyen başka birimizin aklına geliverir.
Arısakızı: (propolis) Yurdumuzun bazı yörelerinde karasakız, muhlum, püremumu, ahılgan… da denmektedir.
Arısakızını arılar bitkilerin çiçek ve tomurcuklarından toplar. Topladıkları bu reçineleri balmumu ve ağız sıvılarını çeşitli oranlarda karıştırarak arı sakızını meydana getirirler. Rengi sarıdan koyu kahverengiye kadar değişebilir. Arılar bu sakızla kovandaki küçük delikleri ve çatlakları kapatır. Kovan giriş genişliğini ihtiyaca göre daraltıp genişleterek ayarlar. Yavru gözlerinin temizliğinde kullanır. Kovan içine girip orada ölen iri böcek veya hayvanları da arısakızı ile kapatırlar.
İçeriğinde reçineler, mumlar, yağ asitleri, uçucu yağlar, organik madde ve mineraller bulunan arısakızı insan sağlığı için de büyük önem taşımakta ve bazı hastalıkları iyileştirmede kullanılmaktadır.
...
"Ben metinleri ilk okuyunca ben pek bir şey anlayamadım. Dalmışım galiba. Sonra bir daha okudum. O zaman neden daldığımı ya da neden bir şey anlayamadığımı anladım."
...
Haklısınız.
Önce kısa bir tanım… Tanım yetersiz kalacağı için, devamında kısa cümlelerle açıklama.
Bu da her zaman kolay olmuyor.
Her ne olursa olsun, okuyan hiçbir kimse, “al’efendi bir de sen okuyuver” deme gereği duymamalı.
Kısa cümlelerle ifade konusunda Sayın Ali Varol hocamız haklı; benim uzun cümleler çeviri etkisinden ve meslek hastalığından kaynaklanıyor…
Sayın Gişan’ın yazdığı tanımda ilk cümledeki “meydana gelen” ibaresinden sonra virgül yerine noktalı virgül konursa cümle daha anlaşılır hale geliyor. Ali hocamızın dediği gibi kısaltmak gerekirse de noktalı virgül yerine “… meydana gelen sakızımsı madde.” biçiminde yazmak yeterli.
Arısakızı: Arıların değişik bitkilerin özellikle çiçek ve tomurcuklarından topladıkları reçinelerle balmumu ve ağız sıvılarının çeşitli oranlardaki karışımıyla meydana gelen sakızımsı madde. Reçineler, mumlar ve yağ asitleri, uçucu yağlar ve organik madde ve minerallerden oluşan bir bileşime sahiptir. Arı ailesi, kovandaki çatlakları doldurmak, kovan girişinin genişliğini ayarlamak, yavru gözlerini temizlemek, kovan içinde ölen ve kovan dışına taşıyamayacakları büyüklükteki böcek ya da hayvanları kaplamakta kullanır.
Ben içime sinmeye sinmeye “kovan içinden atamadıkları irice düşman ölülerini mumyalamakta” demişim.
Önder Bey, “kovan içinde ölen ve kovan dışına taşıyamayacakları büyüklükteki böcek ya da hayvanları kaplamakta” demişti.
Tanım son şekliyle daha bir anlaşılır olunca, önceleri gözden kaçan “böcek ya da hayvanlar” ifadesi, gözebatar oldu.
Arısakızı: Arıların değişik bitkilerin özellikle çiçek ve tomurcuklarından topladıkları reçinelerle balmumu ve ağız sıvılarının çeşitli oranlardaki karışımıyla meydana gelen sakızımsı madde. Reçineler, mumlar ve yağ asitleri, uçucu yağlar ile organik madde ve minerallerden oluşan bir bileşime sahiptir. Arı ailesi, kovandaki çatlakları doldurmak, kovan girişinin genişliğini ayarlamak, yavru gözlerini temizlemek, kovan içinden atamadıkları irice düşman ölülerini mumyalamak için kullanır.
“Reçineler, mumlar ve yağ asitleri, uçucu yağlar ile organik madde ve minerallerden oluşan bir bileşime sahiptir.” dersek ifade daha düzgün hale geliyor.
“düşman” sözcüğünü biraz yadırgadım ama neden olmasın? İtirazım, kovanda ölmesi muhtemel herhangi bir böcek ya da hayvanın mutlaka düşman olmayacağı…
Kovan içine girip de ölen irice canlıların bedenlerini mumyalamakta kullanırlar desek?
Lenf ile lymph aynı şey değilmiş ama akkan da güzel sözcükmüş.
Kafamı karıştırdınız Kenan Bey… Bu durumda mum güvesi bizim düşmanımız oluyor; arının değil… Şakası bir yana, yapılan iş çok önemli ve güzel. Ayrıntılar sonra da ele alınsa olur, böyle de kalsa olur…