İtalyan arısı

Evet haklısınız. Ben burada İtalyan arısının iyi özelliklerini saydım ama kendi doğal yayılma alanında ve iklimi uygun yerlerde bu özelliklerini gösterebilir. Maalesef internet ortamında bazı İtalyan anası üretimi yapan arkadaşlar, sanki her derde şifa imiş gibi Malatya - Erzurum’dan bile arayan kişilere İtalyan arısı tavsiye ediyorlar. Benim tavsiyem böyle kişilere itibar edilmemesi.

Size tavsiyem öncelikle yerli Sinop arısıdır. Neden derseniz Avrupa’da Buckfast damızlıkçılarının gözdesidir. Sinop arısını öve öve bitiremiyorlar ve gerek saf gerek de Buckfast kan katımında kullanıyorlar.

İkinci tavsiyem tahmin edeceğiniz gibi Kafkas arısı. Çünkü sizin olduğunuz yerler Kafkas arısının doğal yayılış alanı. Eğer bir değişik alternatif arıyorsanız Karpat ve Karniyol (?) deneyebilirsiniz. Zaten bu iki arı birbiriyle akraba arılardır. Karpat arısının oğula yatkın olmaması özelliği kafkas arısına benzerdir.

İtalyan arısı bildiğiniz gibi Akdeniz arısıdır. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılıman ve yağışlı, kısa geçen bahar ve bal akımına adapte olmuş bir arıdır. Türkiye’de özellikle Akdeniz ve Ege bölgesi ile Marmara bölgesinin güneyi tavsiye edilebilir. Hatta Egenin doğusu bile şüphelidir. (Afyon Karahisar ilimiz iklim olarak Orta Anadolu iklimine daha yakındır.)

Sizin bölgede neden bazı ırklar olmaz. Biraz açıklayayım. Örneğin İtalyanlar erken bahara ve erken çiçeklenmeye adapte olmuş bir arıdır. Sizin bölgede erken yavruya kalkacak ve geç gelen bahar yüzünden aç kalıp sönecektir. Sönmese bile bahar soğuklarında kırım yaşayacak ve darbe yiyecektir. Aynı olay Karniyoller için de geçerlidir. Yukarıda o yüzden soru işareti koydum. Karniyollerin bazı hatları erkencidir. Bu yüzden sonları tıpkı İtalyanlar gibi olacaktır. Bazı Karniyol hatları ise soğuklara daha iyi adapte ve biraz daha geççidir. Karniyol hatları konusunda çok bilgili olmadığım için tavsiyede bulunamayacağım.

Tabii burada hemen bazı itirazlar gelebilir. “Yok kardeşim bende bu arıdan var bendekiler yaşıyor, bir şey olmuyor” diye. İtalyan arısının daha doğuda yaşayabilmesi ondan iyi bir verim alınabileceğini göstermez. Tam uygun olmayan iklimlerde hiçbir arı ırkı, ırkının özelliklerini gösteremeyecektir.

Selamlar.

Hocam bizim bölgede ilk akla gelen Kafkas arısı haklısınız. Fakat Kafkas ta şöyle bir problem oluyor; Bölgemizde çiçeklenme süresi kısa kafkas’ın da bildiğiniz gibi kıştan çıktıktan sonra ilerlemesi yavaş kalıyor tam yeterli populasyona ulaştığında ise bölgede çiçek miktarı çok düşüyor. İşte bu yüzden çoğalması Karniyol’a kışlama dayanıklılığı Kafkas’a benzer bir ırk lazım buralar için. Çoğu kişi bu yüzden Kafkas ve Karniyolu melezleştirmeye çalışır buralarda. Karpat arısının özelliklerine baktığımda buralar için aranan özellikleri gösterdiğini görüyorum tabii ki bunlar kâğıt üzerinde ki bilgiler bir de sahada görmek lazım. Ben şahsen bu sene biraz karpat alarak deneme yapacağım.

Bence de Karpat deneyebilirsiniz.
Sizin bölgede tutunabileceğini sanıyorum. Başarılar. Selamlar

Karpat bizim ırkımız değil anadolu arısı varken karlara gerek yok.Kendi ırklarımıza sahip çıksak sorunları aşarız.

Evet ben de en önce yerli sinop arısını ve ikinci olarak yerli kafkas arısını tavsiye ettim fakat insanları bu konuda ne ben ne de başkası zorlayamayız. Sonuçta illaki denemek isteyen kişi, aklındakini yapacaktır. Sonuçta ben de yerliler yanında yabancı ırklar kullanıyorum ve memnunum. Bu yüzden yerli ırk kullanma konusunda başkasına ahkam kesecek en son kişilerden birisiyim.

Bakın size Avrupa’da yayınlanmış bir makalede yabancıların Türkiye damızlıkçılığı hakkında değerlendirmelerini paylaşayım. Adamlar çok güzel analiz yapıyorlar. Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim.

Damızçılık konusunda Türkiye’nin eksiklikleri anlatılmış;

►Arı konusunda yetişmiş personel eksikliği

►Gen kaynaklarının önemi ve bunların muhafazasındaki amacın yeterince bilinmemesi

►Gerekli alt yapı yetersizliği

►Kaynakların korunmasına yönelik organizasyon yetersizliği

►Araştırma bilincinin ve alt yapısının oluşturulmasındaki eksiklikler

►Bazı konularda siyası ve politik müdahalelerde bulunulması

►Çoğu yönlendirmelerin ekip işbirliği ve görüşlerinden faydalanma yerine kişisel yapılması gelmektedir.

hakan bey ,son derece bilgilendirici bir ileti olmuş.
obur derken yanlış ifade ettim aslında.demek istediğim erken baharda çok miktarda yavru yaptığı için çok miktarda da beslemeye ihtiyaç duymasıydı.yada bunu öngörüp sonbaharda uygun besleme yapılmalı ki yine de arıyı yavruya yatıran güzel havaların ardından gelen uzun süreli soğuklarda -baharda- açlık ölümü riski var.

ali kaptan, merhaba size nacizane birkaç tecrübemi anlatayım.

1)- İtalyan arıları yerlilerden ve diğer yabancı ırklardan daha fazla polen stokluyor. Hatta İtalyan kovanlardan diğer arılara polenli çerçeve desteği yapacak kadar.

2)- Çok iyi yavru attığı için erken bahar balını yakalıyor, yavrulu çerçevelerinden diğer kovanlara takviye yapabiliyorum.

3)- Ege ve Akdeniz bölgesinde genelde İtalyanlar baharda sürprizle karşılaşmadığı için hedefi çoğunlukla 12 den vuruyorlar. Tam zamanınında bahar akımını yakalıyorlar. Yerli arılardan 10 gün önce İtalyanlara kat verdim.

4)- Yerli arılardan yeterli bal alınamamasının başlıca sebebi oğula yatkınlığı, hatta tabiri caizse oğula olan inatçılığı. Çünkü tam kadro hazırken, bal akımının zirve yaptığı dönemde oğula yatıyorlar. Ana yumurtayı kestiği için, üretim sekteye uğruyor. Kovan bal toplamayı bırakıp, oğul coşkusuyla çalkalanıyor. Kovan içinde hiç iş yapmayan büyük gruplar oluşup, oğulla çıkmanın planlarını yapıyorlar.
İtalyanlarda kat atarken şöyle bir meme kontrolü yapıyorum, sonra 15 gün sonra bir daha tamam. Başkaca uğraşmıyorum. Sadece yeterli alan ve çerçeve verin yeter. Fakat yerlilerde meme kesmekle iş bitmiyor. Sürekli olarak arıcı ile arılar arasında bir meme yapacağım-meme keseceğim savaşı var. Hiç bitmeyen ve yılmayan bir inatla oğul vermek için uğraşıyorlar.

5)- İtalyan arılarında en önemli nokta, düzenli bal hasadı. Dolan ve sırlanan çerçeveler hemen alınmalı. Yerine boşları verilmeli. İtalyanlar bu şekilde sürekli bal için teşvik edilmelidir. Bal stoklarının dolduğunu gördüklerinde hemen yavru bakımına yöneliyorlar. Bu da bal mevsiminde baldan düşmelerine sebep oluyor. Yerli arılarda bu sıkıntı yaşanmıyor.

6)-Daha öncede yazdım, İtalyan arısı Ege ve Akdeniz bölgesi arısıdır. Baharda sürpriz soğuklar ve uzun süren soğukların olduğu yerlerde İtalyan arısı hiç düşünülmemeli. Oburluk konusu da buna bağlı, ilkbaharda teşvik yemlemesi, kovan bakımı ve yönetimini bilmeyen kişiler baharda arıların sönmesine mutlaka bir suçlu bulacaklardır. “Bu arılar obur, baharda çok yavru attılar da ondan söndüler”. Kimse ben arılara bakamadım demez.

7)- Sonbahar bakımına gelince, elimde 3 ırk arı var. Diğerlerine nasıl bakım yaptıysam, ne kadar şerbet verdiysem, İtalyanlara da o kadar verdim. “Bunlar İtalyan, kadrosu kuvvetli olur, az fazla vereyim” demedim. Hepsi aynı miktarlarda stokla kışa girdiler ve kıştan beraber çıktılar.

Bugün kovanlarımı kontrol ettim. Yerli arılar hala ilave şurup desteğine ihtiyaç gösteriyorlardı ve şurupladım. İtalyanlarda böyle bir ihtiyaç yoktu. Çünkü yavruyu daha önce attığı için tarlacı sayısı kuvvetlendi ve nektar ve polen kuvvetli şekilde kovana taşınmış. Fakat yerlilerde çerçeveler yavru dolu ve tarlacı sayısı henüz az. Geriden gelmelerinin sıkıntısını yaşıyorlar. Kovandaki mevcut stokları yavrular için harcamışlar ve takviye etmek zorunda kaldım.

Havaların biraz yağışlı gitmesi yerlilerin dengesini bozdu. Aradaki sıcak günlerde kadro azlığından yeterince nektar taşıyamıyorlar. Fakat İtalyanların tarlacı kadrosu daha fazla olduğu için, aradaki güneşli günlerdeki fırsatı kaçırmıyorlar.

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Selamlar.

Ben samsunun sahil kısmında sabit arıcılık yapıyorum.10 yıldır karniyol arısıyla çalışıyorum.bahar balını her yıl alabiliyorum. Arılarımdan(gökhan beyin f1leri) çok memnunum,hem bal toplamasindan hem de sakinliginden.daha iyiyi bulmak icin de citayi yükseltmeye calisiyorum.

Italyan ırkını karniyolla , artı ve eksi yönleriyle kiyaslayabilirseniz çok memnun olurum.kanadali arıcıların tekniklerini kullanmak istiyorum ama çekincelerim var.

Bazı arkadaşlar kızabilir ama yerli arı mı(daha önce yıllarca uğraştım-belki benimkiler çok kötüydü ), asla.

Teşekkür ederim…

Öncelikle İtalyan arısının Samsun’da olup olamayacağı hakkında hiçbir fikrimin olmadığını söyleyerek söze başlayayım.

Karniyol arısıyla daha geçen yaz tanıştım. 2 kovan satın aldım ve yeni ana idiler. Yorum ve tecrübelerimi paylaşacak kadar bilgi birikimim yok. Daha doğrusu sizin Karniyolla olan tecrübelerinizin kırıntısı bile yok diyebilirim. Bu yüzden karşılaştırma yapabilecek kadar tecrübem de yok.

Sadece bir iki noktada gözlemlerimi aktarayım.

1)- Kovana polen taşıma ve biriktirme konusunda İtalyanların eline su dökecek arı tanımıyorum.(Karniyol dahil)

2)- Yavruya erken başlamada çok çok iyiler. Tabii bunu derken kışın başlamıyor yavru atağına, o kadar salak değiller. Bendeki Karniyolların kaynağından emin değilim ama Karniyolardan bile önce başlıyor. Fakat bu günlerde Karniyollar çok güzel atakta sanki arayı kapatacaklar gibi.

3)- Hiç tartışmasız kovan savunmasında Karniyoldan çok iyiler. Kuru gürültüye pabuç bırakmıyorlar.

4)- Sakinlik konusuna gelince Karniyol bir arı değil, bir kelebek türü sanki. İtalyanlarda oldukça sakin arılar. Dumansız açmada sakinliğini koruyor. Kovan dış duvarı üstünde birikme yapmıyorlar. Maskeye sadece 2-3 arı kalkıyor ama inatçı değiller sadece bu hareketlerini korkutma amaçlı yapıyorlar ve hemen geri dönüyorlar. Biraz sonra tamamen sakinleşip kovan üstünde yaptığınız hareketlere atak yapmıyorlar(Dumansız). Çerçeveyi çıkarınca Karniyollara göre çerçeve üstünde daha hareketliler ama agresif değiller, gözleri yabancı arıları arıyor, yabancı arılara insandan daha çok kızıyorlar,yağmadan tedirgin oldukları her hallerinden belli oluyor. Tabii Karniyolların çerçeve üstündeki sakinliği de süper, bu konuda en iyi arı onlar.

5)- İtalyanların en dikkat edilmesi gereken özellikleri. Doğada bal akımının olmadığı zamanlarda, arıcıların dikkatsizliğini hiç affetmiyorlar.Açıkta bırakılan bal, petek, şurup, pekmez gibi kaynaklara çok hırslı şekilde saldırıyorlar. Bal akımının olmadığı dönemde, zayıf kovanların fazla uzun süre açık bırakılması bunların yağmalanmasına da sebep olabilir.

Karpat arılarının saldırgan ve agresif olduğuna dair youtube ta videolar var. Bir inceleyin isterseniz.

https://www.youtube.com/watch?v=6pYen8uCa38

https://www.youtube.com/watch?v=Np1nV9uLtaE

Geçen Sezon 28 eylülde yapmış olduğum bal hasatında sakinlik yönünden arıları görebilmeniz için bir video çekmiştim.
İtalyan ve buckfastın inanılmaz bir sakinliği var , yerli bursa arısı ise aman allah korusun bir daha arılığıma sokmam videodaki hali yine sakindi hele sezon ortasında neler çektirdi bana daha 100 metre yaklaşmadan başlıyorlar saldırmaya bekçilik için iyi ama hobi için malesef çok kötüydü

https://youtu.be/U2cAKVsA27E

Sizin yerli bursa arısı bizim kıbrıs arısına eşdeğer anlaşılan.çok hırçın ve arı sağım yapıldığında inanılmaz saldırgan oluyor.

yerli bursa ve anadolu arısı adında şimdiye kadar kullandığım arıların hiçbirinden memnun kalmadım.
hem hırçınlık hem oğul eğilimi konusunda gerçekten çok kötüydüler. bunun yanında verimleri iyi bari olsa diyeceğim ama o da kötüydü.
belki ben gerçek anadolu kullanmadım şimdiye kadar ondan da olabilir…

Hakan Bozkurt beyin vermiş oldugu bilgiler çok değerli ve teşekkürlerimi yine belirteyim.inşallah aldığım italyan arıları verdiği bilgilerle aynı belirtileri gösterir.kovanlarımı henüz açmadım.2 güne kadar açıp petek vereceğim.durumu yine buradan paylaşacağım.

Fotoğrafta çekin bizde görelim durumları

İmkanım olursa tabii ki çekmek isterim.

Damızlıkçı olmadığımız için midir? yoksa başka bilmediğimiz nedenler mi var bilmiyorum ? ama yerli arılar konusunda yapmaya çalıştığım hüsranla biten sonuçlar aldım.

Örneğin neler yapmaya çalıştım ve beceremedim.

Yerli arılarda oğula tam olarak engel olamadım. Yerli arılar üstünde bu konuda tam olarak hakimiyetimi sağlayamadım. Onlar galip geldiler. Bu yüzden verim alamadım. Yerlilerle uğraşıp, oğul önlemede mutlaka başarılı olan arıcı arkadaşlar vardır. Evet ben başarılı olamadım. Yerli arılarda başarılı olmak için öncelikle oğul önlemede başarılı olmak gerekiyor. Tavsiye edilen birçok yöntem denedim ama kimi kovanlarımda oldu, kimisinde olmadı.

Eşşek herifler ;D ana gözü saklamak konusunda da çok başarılılar. Hiç akla gelmeyecek yerlere ana gözü saklıyorlar. Çerçelerde ana gözü temizliği yaparken çok agresif oluyorlar ve çerçeveler bayram yeri gibi curcuna oluyor. Silkeme yaparsanız o apayrı mevzuu. Maskenin önü arı doluyor. Resmen içimi korku kaplıyor.

Sizlere başka bir tecrübemi anlatayım. İnanıp, inanmamakta serbestsiniz. Karşı çıkanlarınız olacaktır. Bu benim tecrübem;
Ana gözlerini inatla temizlediğim bir yerli kovan benimle baş edemiyordu. Fakat gördüm ki dışarıdan başka bir bakire anayı kovana getirmişler. Evet aynen öyle oldu. Kovanı tekrar kontrol ettim. Gözden kaçan hiçbir ana gözü yoktu ama kovan içinde gezen bir gelin adayı vardı. Yok artık dedim, Pes !!

Saldırganlık konusunda, eğer çok büyük arazisi olmayan bir bahçeniz varsa köpek beslemeye gerek yok. Birkaç yerli arılı kovan koyun yeter. 100 metre civarında hayvan insan fark etmez tepelerler. Zeytinliğe gelen budakçılar, araziyi traktörle sürenler dahil nasıl kaçırtılırmış görün. Anlatmıştım. Geçen sene arılığa 100 metre mesafede kendi halinde küçük bir bahçeyle uğraşan kardeşimi hastaneye zor yetiştirdim.

Yerli Anadolu arısı diyoruz, diyoruz da bizim bu sözde saf ırkımız neden tek tip değil. Bunun en iyi göstergesi, Ana arılarda kendini gösteriyor. Kimi analar daha koyu ve esmer iken, kimi arılar turuncu-sarı renkli halkalı, kimi ise bu iki tipin arası renklerde. Ürettikleri işçi arılarda farklı. Kimisi esmer kimisi sarı renk halkalı, kimi de arası kombinasyonda. Yerli Anadolu arısı bunların hangisi ?

İzmir, Aydın, Muğla, Manisa’da yerli arılar neden görünüş olarak farklı. Hemde çok büyük olmayan bir coğrafyada. “Hadi dedim kime güveneceğiz? Tabi ki devlet kuruluşuna” dedik. Ege Tarımsal Araştırma’dan 3 adet Batı Anadolu (Efe) arısı aldım. Gelen analar bendekilerden daha koyu renkli idi. “Tamam dedim bulduk galiba yerli arıyı.” Gelen analar yavruyu sökünce baktım. Çıkan işçiler her telden çalıyor. Kimisi anasına benzer şekilde koyu, kimisi de bendekiler gibi daha belirgin sarı halkalı. “Neyse” dedim “Vardır bir bildikleri devam” dedim. Kovan yeni işçilerle dolduğunda ise eyvah ki ne eyvah. Ortalık savaş alanına döndü. Adam yemek neymiş o zaman gördüm. Kardeşimi hastaneye götürdüm. Tamam da ustalar benim ne suçum, ne günahım var.

Her şeye rağmen, gene de bal veriminden memnun olduğum, diğerlerine göre daha uysal (Saldırganlığı arıcı tarafından tolere edilebilir şekilde) yerli arılardan üreteyim dedim. Fakat o da tam olmuyor. Çıkan anaların bir kısmından sakin, bir kısmından yine saldırgan arılar çıkıyor. Benim gibi hobici arıcılar için 10-15 kovanda 2 tane saldırgan arının olması bütün keyfimizi kaçırmak için yeterli. Arılığın bütün düzenini bozuyorlar.

“Kardeşim ben Karniyolları, İtalyanları açıyorum size ne oluyor?” Sanki onların kovanlarını açmışım gibi saldırıya geçiyorlar. Rahatsızım, biraz biraz korkuyorum, tedirginim, psikolojim bozuluyor.

“Yerli arıdan vazgeçmeyelim. Yabancı ırklar Türk arıcılığı için tehdittir. Kendi ırklarımızı korumamız lazım”. Tamam bunlar kulağa hoş gelen sözler ama ben ne yapayım. Yerli arılarımı tamamen temizleme kararı aldım. Suçlu ben değilim. Kabul etmiyorum. Devlet görevini yapsın. Adam gibi ıslah yapsın. Karniyol, İtalyan gibi ıslah edilmiş bir arı ortaya çıkarsın. KULLANMAYAN; ALMAYAN NAMERTTİR

Harika…
Birçok konuda hemfikirim adaşım

Hakanlar dayanışması…

Evet Hocam öyle oldu :slight_smile:
Yabancı ırklar konusunda neler düşündüğünüzü biliyorum ama malesef durumumuz böyle